LOLONOLO Ana Sayfa » blog » ata aöf » Ata Aöf İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları
Ata Aöf İslam Hukukuna GirişAta Aöf İslami İlimler İlahiyat Ön lisansAta-Aöf

Ata Aöf İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

Ata Aöf İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

 
LOLONOLO Ana Sayfa » blog » ata aöf » Ata Aöf İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

#1. Aşağıdaki sahabilerden hangisi fetva verme noktasında müksirûndan değildir?

Cevap : E) Hz. Osman
Açıklama : Müksirûn; fetva sayısı bakımından çok sayıda fetva veren sahabilerdir. Hz. Ömer, Abdullah b. Mesud, Hz. Ayşe ve Hz. Ali bu kategoride yer alır; verdikleri fetvaların hacmi çok geniştir. Hz. Osman ise görece az sayıda fetva vermiş olduğundan müksirûn arasında sayılmaz. Bu sınıflandırma; sahabenin ilmî mirasını değerlendirmede kullanılan metodolojik bir araçtır ve fıkıh tarihinin temel bilgilerinden birini oluşturur.

#2. Aşağıdaki yazar-eser eşleştirmelerinden hangisi Hanefi Mezhebi temel metinlerinden biri değildir?

Cevap : C) İbn Ebî Zeyd el-Kayrevânî (ö. 386/996), Kitâbü’r-Risâle
Açıklama : Hanefi mezhebinin temel metinleri arasında Merğinânî’nin Bidâyetü’l-Mübtedî’si, el-Mavsılî’nin el-Muhtâr’ı, Tahâvî’nin ve Kudûrî’nin el-Muhtasar’ları yer alır. İbn Ebî Zeyd el-Kayrevânî’nin Kitâbü’r-Risâle adlı eseri ise Mâliki geleneğine aittir; Kayrevanlı Mâliki fakihine atfedilen bu eser, Kuzey Afrika Mâliki fıkhının temel referanslarındandır. Hanefi ile Mâliki metinlerini birbirinden ayırt etmek bu alanda temel bir bilgidir.

#3. Aşağıdakilerden hangisi İslam Hukuk Sistemi’nin özellikleri arasında yer almaz?

Cevap : B) Statik bir yapıya sahip olması
Açıklama : İslam hukuku; vahye dayalı, ahlakla iç içe, dinî karakterli ve evrensel iddiasını koruyan bir sistemdir. “Statik bir yapıya sahip olması” ise bu sistemin özelliği değildir; bilakis İslam hukuku dinamik bir yapıya sahiptir. İçtihat kurumu, fetvanın değişmesi, örf ve maslahatın hükümlere yansıması — bunların tümü sistemin durağan değil, canlı ve gelişen bir yapı olduğunun göstergesidir. İslam hukukunun statik olduğunu söylemek, onun içtihat ve yorum zenginliğini görmezden gelmek demektir.

#4. Kur’an-ı Kerim’de oldukça detaylı bir şekilde açıklanan konu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevap : D) Miras
Açıklama : Kur’an-ı Kerim her konuyu aynı ayrıntıda ele almaz. Miras hukuku; Nisâ suresi başta olmak üzere çeşitli ayetlerde mirasçıların payları, dağılım ilkeleri ve özel durumlarla birlikte son derece ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Namaz, oruç ve zekât da Kur’an’da emredilmekle birlikte ayrıntıları büyük ölçüde sünnetle tamamlanmıştır. Faiz kesin olarak yasaklanmış ama dağılım kuralları verilmemiştir. Kur’anî ayrıntılandırma bakımından miras hukuku öne çıkmaktadır.

#5. Aşağıdakilerden hangisi mürafaat terimini açıklamaktadır?

Cevap : E) Yargılama hukuku
Açıklama : İslam hukuku terminolojisinde mürafaat; dava açma, delil sunma, tanıklık ve hâkimin karar verme süreçlerini kapsayan yargılama hukukunu ifade eder. Ceza hukuku ukubât, borçlar hukuku muamelât, miras hukuku feraiz, aile hukuku ise münâkehât/ahvâl-i şahsiyye başlıkları altında incelenir. Mürafaat bu dallar içinde yargı usulü ve mahkeme süreçleriyle doğrudan ilgili olan kavramdır.

Öğrenme Yönetim Sistemi Öğrenci Dostu LOLONOLO bol bol deneme sınavı yapmayı önerir.

#6. Aşağıdaki yazar-eser eşleştirmelerinden hangisi fukaha metoduna ait eserlerden biri değildir?

Cevap : A) İbn Hazm — el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm
Açıklama : Fukahâ (Hanefi) metoduna ait eserler; Pezdevî’nin Kenzü’l-Vüsûl’ü, Serahsî’nin Usûlü’s-Serahsî’si, Cessâs’ın el-Füsûl fi’l-Usûl’ü ve Debûsî’nin Takvîmü’l-Edille’sidir; hepsi Hanefi geleneğine aittir. İbn Hazm’ın el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm adlı eseri ise Zâhiriyye mezhebine aittir. İbn Hazm; nassı literal yorumlayan Zâhirî bir fakihtir ve eseri mütekellimûn tarzında ele alınır. Hanefi fukahâ metoduyla özdeşleştirilmez.

#7. ………, aslen mübah olduğu hâlde işlendiği takdirde, haramlara götürme ve kötülüklere yol açma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, yasaklanmasıdır.
Cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

Cevap : B) Seddu’z-zerâi
Açıklama : Seddu’z-zerâi; başlı başına mübah olan ama haramlara zemin hazırlama ihtimali taşıyan fiillerin yasaklanmasını ifade eder. Yasağın gerekçesi fiilin kendisi değil, yol açabileceği zararlı sonuçlardır. İstishâb geçmişte sabit olan hükmün devamını, istislâh kamu yararını, şer’u menkablenâ önceki şeriatların bağlayıcılığı meselesini, istihsân ise kıyastan vazgeçerek daha güçlü bir delile dayanmayı tanımlar. Zararlı sonuçlara açılan yolları tıkamak seddu’z-zerâi’nin özüdür.

#8. Devletin yetkili organı tarafından çıkarılan, uyulması zorunlu, genel, sürekli ve soyut kurallar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevap : B) Kanun
Açıklama : Devletin yetkili organı tarafından çıkarılan, zorunlu, genel, sürekli ve soyut nitelik taşıyan hukuk kuralının adı kanundur. Hukuk; tüm normatif sistemi kapsayan daha geniş bir kavramdır. Teşri hukuk koyma sürecini ve yasama faaliyetini, anayasa devletin temel yapısını düzenleyen üst normu, yönerge ise idari direktifi tanımlar. Zorunluluk, genellik ve süreklilik nitelikleriyle birlikte devletten kaynaklanan hukuk normu kanundur.

#9. “Berâet-i zimmet asıldır.” kuralı aşağıdaki delillerden hangisine dayanır?

Cevap : D) İstishâb
Açıklama : “Berâet-i zimmet asıldır” kuralı; aksi ispat edilmedikçe kişinin borçsuz ve yükümlülüksüz sayılması gerektiğini ifade eder. Bu kural; geçmişte var olan bir durumun (zimmetteki beraat) değiştiğine dair yeni bir delil ortaya çıkana kadar geçerliliğini koruması anlamında istishâba dayanır. İstishâb; mevcut hükmün veya geçmişte sabit olan durumun yeni bir delil bulunana kadar devam ettiği kabul edilen bir delil türüdür. Seddu’z-zerâi, istislâh, istihsân ve maslahat farklı delil kategorileridir.

#10. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Dönemi yargı faaliyetinde klasik fıkıh kitaplarından ziyade fetva mecmualarına başvurulmasının nedenlerinden biridir?

Cevap : C) Hanefi mezhebindeki hâkim görüşe riayet ederek kaosun önüne geçilmesi
Açıklama : Osmanlı yargısında fetva mecmualarının tercih edilmesinin temel nedeni; Hanefi mezhebindeki tercih edilen (râcih) görüşü belirleyerek mahkemeler arasında tutarlılık sağlamaktır. Farklı hâkimlerin farklı Hanefi görüşlerine ya da başka mezheplere gitmesi hukuki kaosa yol açabilirdi. Fetva mecmuaları; hâkim görüşü derli toplu sunduğundan pratik bir rehbere dönüşmüştür. Bu durum teorik değeri değil, pratik birliği ön plana çıkarmaktadır.

Öğrenme Yönetim Sistemi Öğrenci Dostu LOLONOLO bol bol deneme sınavı yapmayı önerir.

#11. Aşağıdakilerden hangisi mezheplerin ihtilaf sebeplerinden biri olarak gösterilemez?

Cevap : E) Dinden kaynaklanan ihtilaflar
Açıklama : Mezheplerin ihtilaf sebepleri; yöntem (kıyas, istihsân gibi), deliller (hadisin sıhhati, kapsam), coğrafya (örfün hükümlere etkisi) ve dilin yorumlanmasındaki farklılıklardır. “Dinden kaynaklanan ihtilaflar” ise geçerli bir sebep değildir; tüm mezhepler aynı dinin çatısı altında hareket eder, temel inanç esasları tartışmaya açık değildir. İhtilaflar dinin anlaşılma ve yorumlanma biçiminden kaynaklanır, dinin kendisinden değil.

#12. ……… Metodu, fürû ile tutarlılığı sağlama gayreti olmaksızın, usul kurallarını teorik bir çalışmayla tespit etmeyi amaçlayan bir yöntemdir. Bu metot, Hanefiler dışındaki fakihler tarafından benimsenmiştir.
Paragrafa boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

Cevap : C) Mütekellimûn
Açıklama : İslam usul-ü fıkhında iki temel yöntem vardır. Fukahâ (Hanefi) metodu; mevcut fıkhi hükümlerle tutarlılığı gözetir. Mütekellimûn metodu ise fürûu gözetmeksizin usul kurallarını yalnızca teorik çalışmayla tespit etmeyi amaçlar; Şâfiîler, Mâlikîler ve diğer Hanefi dışı fakihler bu yöntemi benimsemiştir. Şurût sözleşme şartlarını, memzûc karma yöntemi, hiyel hukuki hileleri ifade eder. Saf teorik usul anlayışı mütekellimûn metodunun özüdür.

#13. Aşağıdakilerden hangisi “zarûrât-ı hamse/olmazsa olmaz” maslahatlar arasında yer almaz?

Cevap : D) Çevre
Açıklama : İslam hukukunun maslahat teorisinde “zarûrât-ı hamse” (beş olmazsa olmaz) şunlardır: can, akıl, nesil (ırz/namus), mal ve din. Bu beş temel değerin korunması İslam hukukunun nihai amacını oluşturur. “Çevre” klasik fıkıh geleneğinde zarûrât-ı hamse arasında yer almaz; bu kavram modern ekoloji tartışmalarının ürünü olup geleneksel beşli şema dışındadır. Beş temel değerin bilinmesi; İslam hukuku felsefesinin merkezini kavramak için temel bir gerekliliktir.

#14. Hz. Peygamber Dönemi’ndeki fıkıh ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevap : C) İbadet hayatı ile sosyal hayata ilişkin hükümler ve düzenlemeler Mekke Dönemi’nde tamamlanmıştır.
Açıklama : Hz. Peygamber döneminde fıkıh; pratik, canlı ve vahye dayalı bir süreçtir. Ancak “ibadet ve sosyal hükümlerin Mekke döneminde tamamlandığı” ifadesi yanlıştır. Mekke dönemi; ağırlıklı olarak tevhid, imanın temelleri ve ahlaki ilkelerin inşa edildiği bir dönemdir. Namaz, oruç, zekât, hac ve sosyal hayata ilişkin ayrıntılı düzenlemelerin büyük çoğunluğu Medine döneminde inmiştir. İbadet ve muamelat hükümlerinin Medine merkezli olduğunu bilmek bu soruyu çözmenin anahtarıdır.

#15. Necasetlerden temizlenme gibi taharet hükümleri aşağıdaki hangi maslahat kategorisinde yer alır?

Cevap : A) Tahsîniyyât
Açıklama : Maslahat teorisinde hükümler üç kategoride incelenir: zarûriyyât (beş temel değeri koruyan zorunlu hükümler), hâciyyât (zorunlu olmayan ama ihtiyaç duyulan kolaylıklar), tahsîniyyât (güzellik, incelik ve ahlaki ideale ulaşmayı hedefleyen hükümler). Taharet hükümleri; can veya nesil gibi temel bir değeri doğrudan değil, dinî ve ahlaki yaşamın güzellik ve temizliğini artıran pratiklerdir. Bu nedenle tahsîniyyât kategorisine girer. Ukubat ceza normlarını kapsar, tekmîliyyât ise bu üçünü destekleyen tamamlayıcı unsurlardır.

Öğrenme Yönetim Sistemi Öğrenci Dostu LOLONOLO bol bol deneme sınavı yapmayı önerir.

#16. Aşağıdaki sahabilerden hangisi fetva verme noktasında mutavassıt/orta seviyede fetva veren sahabi değildir?

Cevap : A) Zeyd b. Sabit
Açıklama : Fetva açısından orta seviyede (mutavassıt) kabul edilen sahabiler arasında Ebu Musa el-Eş’arî, Hz. Ebu Bekir, Selman el-Farisi ve Hz. Osman yer alır. Zeyd b. Sabit ise özellikle miras hukuku alanındaki derin bilgisiyle tanınır ve fetva bakımından müksirûna yaklaşan bir yerde değerlendirilir; mutavassıt sahabe olarak konumlandırılamaz. Bu ayrım; sahabenin ilmî profilini doğru anlamak için önemli bir kategoridir.

#17. Aşağıdakilerden hangisi İmam Ebû Hanife’nin hocasıdır?

Cevap : A) Hammâd b. Ebî Süleyman
Açıklama : İmam Ebû Hanife (ö. 150/767); Kûfe fıkıh geleneğinin zirvesini temsil eder. Temel hocası Hammâd b. Ebî Süleyman’dır; Ebû Hanife uzun yıllar bu büyük Kûfeli fakihin yanında yetişmiş ve fıkıh sistemini bu zemin üzerine inşa etmiştir. İbn Şihâb ez-Zührî Medine ekolüne, Alkame b. Kays erken Kûfe dönemine, Hasan b. Ziyâd Ebû Hanife’nin öğrencilerine, Abdurrahman b. el-Hürmüz ise Medine geleneğine mensuptur. Ebû Hanife’nin doğrudan hocası Hammâd’dır.

#18. Osmanlı Devleti’ne olan hukuki bağımlılığı güçlendireceği bahanesiyle Mecelle’yi Mısır’da yürürlüğe koymayan Mısır valisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevap : E) Hidiv İsmail Paşa
Açıklama : 19. yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan Mecelle; Osmanlı İmparatorluğu’nun kapsamlı hukuki modernleşme projesinin ürünüdür. Osmanlı egemenliğindeki Mısır’a da uygulanması planlanmış; ancak Hidiv İsmail Paşa, bu düzenlemenin Mısır’ın Osmanlı’ya hukuki bağımlılığını pekiştireceği gerekçesiyle Mecelle’yi yürürlüğe koymayı reddetmiştir. Fuad Paşa ve Âlî Paşa Osmanlı sadrazamları, Said Halim Paşa geç dönem bürokratı, Muhammed Kadri Paşa ise Mısır’ın kendi sivil hukuk kodlamasını hazırlayan hukukçusudur.

#19. ……… kavramı, ister olumlu yönde isterse olumsuz yönde olsun, bir şeyi başka bir şeye nispet etmek demektir.
Cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

Cevap : D) Hüküm
Açıklama : Fıkıh usulünde hüküm; bir şeyi başka bir şeye — ister olumlu (vacip, mendup) ister olumsuz (haram, mekruh) yönde — nispet etmektir. “Bu eylem haram”, “bu durum mübah” gibi nitelendirmeler hükme örnek teşkil eder. Aklî bir değerlendirme türünü, amel eylemin pratiğini, itikat inanç boyutunu, vadi ise vaatte bulunma veya tehdit etmeyi ifade eder. Hem olumlu hem olumsuz nispeti kapsayan en geniş kavram hükümdür.

#20. Aşağıdakilerden hangisi İmam Şâfiî’nin fıkhın füruu ile ilgili mezheb-i cedîd olarak adlandırılan son görüşlerini ihtiva etmektedir?

Cevap : B) el-Ümm
Açıklama : İmam Şâfiî’nin görüşleri iki döneme ayrılır: Irak’taki erken dönem mezheb-i kadim ve Mısır’daki olgunlaşmış mezheb-i cedid. Fıkhın fürûuna ilişkin son ve kesin görüşleri el-Ümm adlı büyük eserde derlenmiştir. ez-Ziyâdât Hanefi geleneğine, el-Hücce Şâfiî’nin erken dönem Irak görüşlerine (mezheb-i kadim), el-Müdevvene Mâliki geleneğine aittir. er-Risâle ise İmam Şâfiî’nin usul-ü fıkıh ilmini kuran eseridir; fürûu değil usulü konu alır.

Öğrenme Yönetim Sistemi Öğrenci Dostu LOLONOLO bol bol deneme sınavı yapmayı önerir.

Öncesi
TESTi BiTiR, PUANINI GÖR

SONUÇ

Ata Aöf İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

Ata Aöf İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

Ata AÖF İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

İslam Hukukuna Giriş: Temel Kavramlar ve Vize Hazırlık Rehberi

Giriş

İslam hukuku; vahye dayanan, ahlakla iç içe geçmiş, tarihsel süreç içinde mezhepsel geleneklerle olgunlaşmış ve evrensel iddiasını koruyan özgün bir hukuk sistemidir. Bu rehber; usul metodolojisinden sahabe fıkhına, hukuki delillerden maslahat teorisine uzanan temel konuları sistematik ve özgün bir anlatımla sunmaktadır.

Mütekellimûn Metodu: Teorik Usul

İslam hukuk metodolojisinde iki temel yaklaşım öne çıkar. Fukahâ (Hanefiler) metodu; mevcut fıkhi hükümlerle tutarlılığı esas alarak usul kurallarını bu çerçevede inşa eder. Mütekellimûn metodu ise tam tersine; fürûu (ayrıntılı hükümler) gözetmeksizin, usul kurallarını yalnızca teorik ve mantıksal bir çalışmayla tespit etmeye çalışır. Bu ikinci yöntem; Hanefiler dışındaki büyük fakihler — başta Şâfiîler ve Mâlikîler — tarafından benimsenmiştir. Şurût yazı ve belge hukukunu, memzûc karma yöntemi, hiyel hukuki hileleri ifade eder. Saf teorik usul çalışmasının adı mütekellimûn metodudur.

Mezheplerin İhtilaf Sebepleri

İslam’ın dört büyük mezhebi arasındaki görüş farklılıkları; birden fazla kaynaktan beslenmektedir. Yönteme ilişkin ihtilaflar (kıyasın kapsamı, istihsan gibi), delillere ilişkin ihtilaflar (hadisin sıhhati, mütevâtir-âhad ayrımı), coğrafi bölge farklılıkları (örfün hükümlere yansıması) ve dilin yorumlanmasındaki farklılıklar bu sebepler arasında sayılabilir. “Dinden kaynaklanan ihtilaflar” ise geçerli bir ihtilaf sebebi değildir; zira tüm mezhepler aynı dinin çerçevesinde hareket eder, temel inanç esasları tartışmaya açık değildir. İhtilaflar dinî kaynakların anlaşılmasındaki farklılıklardan doğar, dinin kendisinden değil.

Hanefi Mezhebi Temel Metinleri

Hanefi geleneğinin temel metinleri; mezhebin görüşlerini aktaran ve sonraki fakihlere rehberlik eden kitaplardır. Merğinânî’nin Bidâyetü’l-Mübtedî’si, Abdullah el-Mavsılî’nin el-Muhtâr’ı, Tahâvî’nin el-Muhtasar’ı ve Kudûrî’nin el-Muhtasar (el-Kitâb)’ı bu temel metinler arasındadır. İbn Ebî Zeyd el-Kayrevânî’nin Kitâbü’r-Risâle adlı eseri ise Hanefi değil, Mâliki geleneğine aittir; Kayrevân’lı Mâliki fakihine atfedilen bu eser, Mâliki mezhebinin Kuzey Afrika’daki en önemli temel metinlerinden biridir.

İmam Ebû Hanife’nin Hocası: Hammâd b. Ebî Süleyman

İmam-ı Azam Ebû Hanife (ö. 150/767); Kûfe fıkıh geleneğinin doruk noktasını temsil eder. Onun temel hocası Hammâd b. Ebî Süleyman’dır; Ebû Hanife bu büyük fakihin yanında uzun yıllar yetişmiş ve düşünce sistemini bu hocasından devraldığı ilim geleneği üzerine inşa etmiştir. İbn Şihâb ez-Zührî Medine ekolüne, Alkame b. Kays Kûfe’nin erken dönem fakihlerine, Hasan b. Ziyâd ise Ebû Hanife’nin öğrencilerine aittir. Abdurrahman b. el-Hürmüz ise Medine geleneğinin önde gelen isimlerindendir. Ebû Hanife’nin doğrudan hocası Hammâd’dır.

Hz. Peygamber Dönemi Fıkhında Yanlış Bilgi

Hz. Peygamber dönemi; fıkıh tarihinin ilk ve en temel halkasıdır. Bu dönemde din adına hüküm koyma yetkisi yalnızca Hz. Peygamber’e verilmiş, fıkıh teorik değil pratik olarak var olmuş ve fıkhın tek kaynağı vahiy olmuştur. “İbadet hayatı ile sosyal hayata ilişkin hükümler ve düzenlemeler Mekke Dönemi’nde tamamlanmıştır” ifadesi ise yanlıştır. Mekke dönemi ağırlıklı olarak akide ve iman esaslarının yerleştirildiği bir dönemdir; ibadet ve sosyal hükümlerin büyük bölümü Medine döneminde tamamlanmıştır.

İslam Hukuk Sisteminin Özellikleri: Statik Değil, Dinamik

İslam hukuku; vahye dayalı olması, ahlakla sıkı ilişkisi, dinî karakteri ve evrensel iddiası ile özgün bir kimlik taşır. Peki bu sistemin özelliği değil mi? “Statik bir yapıya sahip olması.” İslam hukuku statik değil dinamiktir; içtihat kurumu sayesinde değişen koşullara uyum sağlama kapasitesine sahiptir. Mezheplerin farklı görüşleri, zamanla değişen fetvalar ve örf ile maslahatın hükümlere yansıması — bunların tamamı bu sistemin durağan değil, yaşayan bir yapı olduğunun kanıtıdır.

Osmanlı Döneminde Fetva Mecmualarına Başvuru

Osmanlı yargı sisteminde; klasik fıkıh kitapları yerine fetva mecmualarına başvurulmasının temel nedeni pratik bir kaygıya dayanmaktadır. Hâkim mezhep olan Hanefi mezhebindeki tercih edilen (râcih) görüşe uyarak yargı kararlarında tutarlılığı ve birliği sağlamak; farklı hâkimlerin farklı mezhep görüşlerine gitmesinin önüne geçmek, böylece hukuki kaosun önüne geçmek amaçlanmıştır. Fetva mecmuaları; bu tercih edilen görüşleri derli toplu sunduğundan mahkemeler için pratik bir başvuru rehberine dönüşmüştür.

Seddu’z-Zerâi: Kötülüğe Açılan Kapıları Kapatmak

İslam hukukunun tali delillerinden biri olan seddu’z-zerâi; başlı başına mübah olan bir fiilin haramlara zemin hazırlama veya kötülüklere kapı aralama ihtimali taşıdığında yasaklanmasını ifade eder. Yasağın gerekçesi fiilin kendisi değil; onun yol açabileceği zararlı sonuçlardır. İstishâb geçmişteki hükmün devamını, istislâh kamu yararını, şer’u men kablenâ önceki şeriatların bağlayıcılığı meselesini, istihsân ise kıyastan daha güçlü bir delile dayanarak ona aykırı hüküm vermeyi tanımlar. Zararlı sonuçlara açılan yolları tıkamak seddu’z-zerâi’nin özüdür.

Mürafaat: Yargılama Hukuku

Klasik İslam hukuku terminolojisinde farklı hukuk dalları kendine özgü adlarla anılır. Mürafaat; dava açma, delil sunma, tanıklık ve hâkimin karar verme süreçlerini düzenleyen yargılama hukukunu ifade eder. Ceza hukuku ukubât, borçlar hukuku muamelât, miras hukuku feraiz, aile hukuku ise münâkehât/ahvâl-i şahsiyye başlıkları altında incelenir. Mürafaat bu beş alan içinde usul ve yargı süreçleriyle doğrudan ilgili olan daldır.

Hüküm Kavramı: Nispet Etmek

Fıkıh usulünde hüküm; “bir şeyi başka bir şeye — ister olumlu ister olumsuz yönde — nispet etmek” şeklinde tanımlanır. Yani bir eylemin veya durumun başka bir şeyle ilişkilendirilmesidir; “bu haram”, “bu vacip”, “bu mübah” gibi nitelendirmeler hükmün örnekleridir. Aklî bir değerlendirme, amel eylem pratiğini, itikat inancı, vadi ise tehdit veya söz vermeyi ifade eder. Hem olumlu hem olumsuz nispet içermesiyle hüküm; bu kavramlar içinde en geniş kapsamlı ve usulün merkezindeki terimdir.

İmam Şâfiî’nin el-Ümm’ü: Mezheb-i Cedid

İmam Şâfiî; Irak’taki ilk dönem görüşlerini (mezheb-i kadim) ve Mısır’daki olgunlaşmış son görüşlerini (mezheb-i cedid) içeren iki ayrı birikime sahiptir. Mezheb-i cedid; İmam Şâfiî’nin Mısır’a yerleştikten sonra fıkhın fürûuna ilişkin son ve kesin görüşlerini barındırır. Bu görüşler el-Ümm adlı büyük eserde sistematik biçimde bir araya getirilmiştir. ez-Ziyâdât Hanefi geleneğine, el-Hücce Şâfiî’nin erken dönem eserine, el-Müdevvene Mâliki geleneğine, er-Risâle ise usul-ü fıkıh ilminin kurucu metni olarak Şâfiî’ye aittir.

Fukaha Metoduna Ait Olmayan Eser: İbn Hazm

Fukaha metodu; Hanefi geleneğine özgüdür ve fürûu esas alarak usul kurallarını belirler. Pezdevî’nin Kenzü’l-Vüsûl’ü, Serahsî’nin Usûlü’s-Serahsî’si, Cessâs’ın el-Füsûl fi’l-Usûl’ü ve Debûsî’nin Takvîmü’l-Edille’si; hepsi Hanefi geleneğine ait fukahâ metodu eserleridir. İbn Hazm’ın el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm adlı eseri ise Zâhiriyye mezhebine aittir; nassı literal olarak yorumlayan bu eser mütekellimûn tarzındadır, fukaha metoduyla özdeşleştirilmez.

Müksirûn: Fetva Verme Bakımından Çok Sayıda Fetva Verenler

Sahabe; verdiği fetva sayısına göre üç gruba ayrılmıştır. Müksirûn; Hz. Ömer, Abdullah b. Mesud, Hz. Ayşe, Hz. Ali gibi çok sayıda fetva veren sahabilerdir. Hz. Osman ise bu kategoride yer almaz; onun fetva sayısı görece az olduğundan müksirûn arasında sayılmaz. Bu ayrım; fıkıh tarihinde sahabenin ilmî mirasını değerlendirmenin temel çerçevesini oluşturur.

Mutavassıt Sahabe: Orta Seviyede Fetva Verenler

Fetva verme açısından orta seviyede (mutavassıt) kabul edilen sahabiler; Ebu Musa el-Eş’arî, Hz. Ebu Bekir, Selman el-Farisi ve Hz. Osman gibi isimlerdir. Zeyd b. Sabit ise bilhassa miras hukuku alanındaki derin bilgisiyle öne çıkar ve fetva açısından müksirûn kategorisine yaklaşan bir yere sahiptir; mutavassıt sahabe olarak nitelendirilemez. Bu sınıflandırma; sahabe fıkhını katmanlarıyla anlamak için kullanılan metodolojik bir araçtır.

İstishâb: Beraet-i Zimmet Asıldır

“Berâet-i zimmet asıldır” kuralı; aksi ispat edilmedikçe kişinin borçsuz ve yükümlülüksüz sayılacağını ifade eder. Bu kural; geçmişte sabit olan bir hükmün (zimmetteki beraat) değiştiğine dair bir delil bulunmadıkça varlığını sürdüreceğini öngörmekte olup istishâb ilkesine dayanır. İstishâb; mevcut durumun veya geçmişte sabit olan hükmün, aksini gösteren yeni bir delil ortaya çıkana kadar geçerli sayılması demektir. Seddu’z-zerâi, istislâh, istihsân ve maslahat-ı mürsele farklı tali delil kategorileridir.

Kanun: Devletin Yetkili Organından Çıkan Bağlayıcı Kural

Hukuk alanında terminoloji; kavramlar arasındaki ince farkları netleştirmeyi gerektirir. Devletin yetkili organı tarafından çıkarılan, uyulması zorunlu, genel, sürekli ve soyut kuralların adı kanundur. Hukuk daha geniş bir kavram olup tüm normatif sistemi kapsar; teşri hukuk koyma sürecini, anayasa devletin temel yapısını düzenleyen üst normu, yönerge ise idari direktifi tanımlar. Zorunluluk, genellik ve süreklilik unsurlarını bir arada taşıyan düzenleme kanundur.

Tahâret Hükümleri: Tahsîniyyât Kategorisi

Maslahat teorisinde hükümler; zarûriyyât (beş temel değeri koruyan zorunlu hükümler), hâciyyât (zorunlu olmayan ama ihtiyaç duyulan kolaylıklar) ve tahsîniyyât (güzellik, incelik ve ahlaki ideale ulaşmayı hedefleyen hükümler) olarak üçe ayrılır. Necasetlerden temizlenme gibi taharet hükümleri; can veya nesil gibi temel bir değeri doğrudan korumak yerine dinî hayatın güzelliğini ve temizliğini artıran pratiklerdir. Bu nedenle tahsîniyyât kategorisinde yer alır. Ukubat ceza hukuku normlarını kapsar.

Kur’an’da En Detaylı Düzenlenen Konu: Miras

Kur’an-ı Kerim; pek çok konuya değinmekle birlikte her konuyu aynı ayrıntıda ele almaz. Miras hukuku; Kur’an’da Nisâ suresi başta olmak üzere çeşitli ayetlerde çok ayrıntılı biçimde düzenlenmiş, mirasçıların payları ve dağılım ilkeleri açıkça belirlenmiştir. Zekât, oruç ve namaz da Kur’an’da emredilmekle birlikte ayrıntıları sünnetle tamamlanmıştır. Faiz ise kesin olarak yasaklanmış ama bölüştürme detayları verilmemiştir. Kur’anî ayrıntılandırma bakımından miras hukuku öne çıkmaktadır.

Hidiv İsmail Paşa: Mecelle’yi Mısır’da Yürürlüğe Koymayan Vali

19. yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan Mecelle; Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük hukuki modernleşme girişimlerinden biridir. Osmanlı egemenliğindeki Mısır’a da uygulanması planlanmış, ancak Hidiv İsmail Paşa; bu düzenlemenin Mısır’ın Osmanlı’ya hukuki bağımlılığını artıracağı gerekçesiyle Mecelle’yi yürürlüğe koymayı reddetmiştir. Fuad Paşa ve Âlî Paşa Osmanlı sadrazamları, Said Halim Paşa geç dönem bürokratı, Muhammed Kadri Paşa ise Mısır’ın kendi medeni kanun çalışmalarını yürüten hukukçusudur.

Zarûrât-ı Hamse: Beş Temel Değer

İslam hukukunun maslahat teorisinde “olmazsa olmaz” değerler beş temel unsurdan oluşur: can, akıl, nesil (ırz), mal ve din. Bu beş değerin korunması İslam hukukunun nihai amacını oluşturur. “Çevre” ise klasik fıkıh geleneğinde zarûrât-ı hamse arasında yer almaz; bu kavram modern dönemde ekoloji ve çevre hukuku tartışmalarıyla gündeme gelmiş olsa da geleneksel beşli şema içinde tanımlı bir yer tutmaz. Beş temel değerin korunması; hükümlerin meşruiyet zeminini oluşturur.

Sonuç

İslam hukuku; vahyin yönlendirdiği, aklın desteğiyle sistemleştirilen ve tarihsel süreçte mezhepler aracılığıyla zenginleşen canlı bir hukuk geleneğidir. Usul metodolojisinden sahabe fıkhına, maslahat teorisinden hukuki terimler bilgisine kadar uzanan bu alanı kavramak; hem sınav başarısı hem de İslam hukuk geleneğini doğru okumak için sağlam bir zemin oluşturur.

@lolonolo_com

Ata AÖF İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

Ata AÖF İslam Hukukuna Giriş 2024-2025 Vize Soruları

1. ……… Metodu, fürû ile tutarlılığı sağlama gayreti olmaksızın, usul kurallarını teorik bir çalışmayla tespit etmeyi amaçlayan bir yöntemdir. Bu metot, Hanefiler dışındaki fakihler tarafından benimsenmiştir. — Paragrafa boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Fukahâ
B) Şurût
C) Mütekellimûn
D) Memzûc
E) Hiyel

Cevap : C) Mütekellimûn

Açıklama : İslam usul-ü fıkhında iki temel yöntem vardır. Fukahâ (Hanefi) metodu; mevcut fıkhi hükümlerle tutarlılığı gözetir. Mütekellimûn metodu ise fürûu gözetmeksizin usul kurallarını yalnızca teorik çalışmayla tespit etmeyi amaçlar; Şâfiîler, Mâlikîler ve diğer Hanefi dışı fakihler bu yöntemi benimsemiştir. Şurût sözleşme şartlarını, memzûc karma yöntemi, hiyel hukuki hileleri ifade eder. Saf teorik usul anlayışı mütekellimûn metodunun özüdür.

2. Aşağıdakilerden hangisi mezheplerin ihtilaf sebeplerinden biri olarak gösterilemez?

A) Yöntem ile ilgili ihtilaflar
B) Deliller ile ilgili ihtilaflar
C) Coğrafi bölge farklılıklarından kaynaklanan ihtilaflar
D) Dilden kaynaklanan ihtilaflar
E) Dinden kaynaklanan ihtilaflar

Cevap : E) Dinden kaynaklanan ihtilaflar

Açıklama : Mezheplerin ihtilaf sebepleri; yöntem (kıyas, istihsân gibi), deliller (hadisin sıhhati, kapsam), coğrafya (örfün hükümlere etkisi) ve dilin yorumlanmasındaki farklılıklardır. “Dinden kaynaklanan ihtilaflar” ise geçerli bir sebep değildir; tüm mezhepler aynı dinin çatısı altında hareket eder, temel inanç esasları tartışmaya açık değildir. İhtilaflar dinin anlaşılma ve yorumlanma biçiminden kaynaklanır, dinin kendisinden değil.

3. Aşağıdaki yazar-eser eşleştirmelerinden hangisi Hanefi Mezhebi temel metinlerinden biri değildir?

A) Merğinânî (ö. 593/1196), Bidâyetü’l-Mübtedî
B) Abdullah el-Mavsılî (ö. 683/1284), el-Muhtâr
C) İbn Ebî Zeyd el-Kayrevânî (ö. 386/996), Kitâbü’r-Risâle
D) Tahâvî (ö. 321/933), el-Muhtasar
E) Kudûrî (ö. 428/1036), el-Muhtasar (el-Kitâb)

Cevap : C) İbn Ebî Zeyd el-Kayrevânî, Kitâbü’r-Risâle

Açıklama : Hanefi mezhebinin temel metinleri arasında Merğinânî’nin Bidâyetü’l-Mübtedî’si, el-Mavsılî’nin el-Muhtâr’ı, Tahâvî’nin ve Kudûrî’nin el-Muhtasar’ları yer alır. İbn Ebî Zeyd el-Kayrevânî’nin Kitâbü’r-Risâle adlı eseri ise Mâliki geleneğine aittir; Kayrevanlı Mâliki fakihine atfedilen bu eser, Kuzey Afrika Mâliki fıkhının temel referanslarındandır. Hanefi ile Mâliki metinlerini birbirinden ayırt etmek bu alanda temel bir bilgidir.

4. Aşağıdakilerden hangisi İmam Ebû Hanife’nin hocasıdır?

A) Hammâd b. Ebî Süleyman
B) İbn Şihâb ez-Zührî
C) Alkame b. Kays
D) Hasan b. Ziyâd
E) Abdurrahman b. el-Hürmüz

Cevap : A) Hammâd b. Ebî Süleyman

Açıklama : İmam Ebû Hanife (ö. 150/767); Kûfe fıkıh geleneğinin zirvesini temsil eder. Temel hocası Hammâd b. Ebî Süleyman’dır; Ebû Hanife uzun yıllar bu büyük Kûfeli fakihin yanında yetişmiş ve fıkıh sistemini bu zemin üzerine inşa etmiştir. İbn Şihâb ez-Zührî Medine ekolüne, Alkame b. Kays erken Kûfe dönemine, Hasan b. Ziyâd Ebû Hanife’nin öğrencilerine, Abdurrahman b. el-Hürmüz ise Medine geleneğine mensuptur. Ebû Hanife’nin doğrudan hocası Hammâd’dır.

5. Hz. Peygamber Dönemi’ndeki fıkıh ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Bu dönemde din adına söz söyleme yetkisi tamamen Hz. Peygamber’e verilmiştir.
B) Hz. Peygamber Dönemi’nde fıkıh teorik değil, pratik olarak vardır.
C) İbadet hayatı ile sosyal hayata ilişkin hükümler ve düzenlemeler Mekke Dönemi’nde tamamlanmıştır.
D) Fıkıh tarihinin ilk ve en önemli dönemi, Hz. Peygamber Dönemi’dir.
E) Hz. Peygamber Dönemi’nde fıkhın tek kaynağı vahiydir.

Cevap : C) Hükümler Mekke Dönemi’nde tamamlanmıştır.

Açıklama : Hz. Peygamber döneminde fıkıh; pratik, canlı ve vahye dayalı bir süreçtir. Ancak “ibadet ve sosyal hükümlerin Mekke döneminde tamamlandığı” ifadesi yanlıştır. Mekke dönemi; ağırlıklı olarak tevhid, imanın temelleri ve ahlaki ilkelerin inşa edildiği bir dönemdir. Namaz, oruç, zekât, hac ve sosyal hayata ilişkin ayrıntılı düzenlemelerin büyük çoğunluğu Medine döneminde inmiştir. İbadet ve muamelat hükümlerinin Medine merkezli olduğunu bilmek bu soruyu çözmenin anahtarıdır.

6. Aşağıdakilerden hangisi İslam Hukuk Sistemi’nin özellikleri arasında yer almaz?

A) Vahye dayalı olması
B) Statik bir yapıya sahip olması
C) Ahlak ile sıkı ilişkisinin bulunması
D) Dinî karakterli olması
E) Evrensel niteliğe sahip olması

Cevap : B) Statik bir yapıya sahip olması

Açıklama : İslam hukuku; vahye dayalı, ahlakla iç içe, dinî karakterli ve evrensel iddiasını koruyan bir sistemdir. “Statik bir yapıya sahip olması” ise bu sistemin özelliği değildir; bilakis İslam hukuku dinamik bir yapıya sahiptir. İçtihat kurumu, fetvanın değişmesi, örf ve maslahatın hükümlere yansıması — bunların tümü sistemin durağan değil, canlı ve gelişen bir yapı olduğunun göstergesidir. İslam hukukunun statik olduğunu söylemek, onun içtihat ve yorum zenginliğini görmezden gelmek demektir.

7. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Dönemi yargı faaliyetinde klasik fıkıh kitaplarından ziyade fetva mecmualarına başvurulmasının nedenlerinden biridir?

A) Klasik fıkıh kitaplarının uzmanlık gerektirmeyen sade yapısı
B) Şeyhulislamlığın fetva mecmualarına başvurmayı zorunlu kılması
C) Hanefi mezhebindeki hâkim görüşe riayet ederek kaosun önüne geçilmesi
D) Fetva mecmualarının daha çok teorik değere sahip olması
E) Fetva mecmualarının ilmî usule daha çok uygun olması

Cevap : C) Hanefi mezhebindeki hâkim görüşe riayet ederek kaosun önüne geçilmesi

Açıklama : Osmanlı yargısında fetva mecmualarının tercih edilmesinin temel nedeni; Hanefi mezhebindeki tercih edilen (râcih) görüşü belirleyerek mahkemeler arasında tutarlılık sağlamaktır. Farklı hâkimlerin farklı Hanefi görüşlerine ya da başka mezheplere gitmesi hukuki kaosa yol açabilirdi. Fetva mecmuaları; hâkim görüşü derli toplu sunduğundan pratik bir rehbere dönüşmüştür. Bu durum teorik değeri değil, pratik birliği ön plana çıkarmaktadır.

8. ………, aslen mübah olduğu hâlde işlendiği takdirde, haramlara götürme ve kötülüklere yol açma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, yasaklanmasıdır. — Cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) İstishâb
B) Seddu’z-zerâi
C) İstislâh
D) Şer’u menkablenâ
E) İstihsân

Cevap : B) Seddu’z-zerâi

Açıklama : Seddu’z-zerâi; başlı başına mübah olan ama haramlara zemin hazırlama ihtimali taşıyan fiillerin yasaklanmasını ifade eder. Yasağın gerekçesi fiilin kendisi değil, yol açabileceği zararlı sonuçlardır. İstishâb geçmişte sabit olan hükmün devamını, istislâh kamu yararını, şer’u menkablenâ önceki şeriatların bağlayıcılığı meselesini, istihsân ise kıyastan vazgeçerek daha güçlü bir delile dayanmayı tanımlar. Zararlı sonuçlara açılan yolları tıkamak seddu’z-zerâi’nin özüdür.

9. Aşağıdakilerden hangisi mürafaat terimini açıklamaktadır?

A) Ceza hukuku
B) Borçlar hukuku
C) Miras hukuku
D) Aile hukuku
E) Yargılama hukuku

Cevap : E) Yargılama hukuku

Açıklama : İslam hukuku terminolojisinde mürafaat; dava açma, delil sunma, tanıklık ve hâkimin karar verme süreçlerini kapsayan yargılama hukukunu ifade eder. Ceza hukuku ukubât, borçlar hukuku muamelât, miras hukuku feraiz, aile hukuku ise münâkehât/ahvâl-i şahsiyye başlıkları altında incelenir. Mürafaat bu dallar içinde yargı usulü ve mahkeme süreçleriyle doğrudan ilgili olan kavramdır.

10. ……… kavramı, ister olumlu yönde isterse olumsuz yönde olsun, bir şeyi başka bir şeye nispet etmek demektir. — Cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Aklî
B) Amel
C) İtikat
D) Hüküm
E) Vadi

Cevap : D) Hüküm

Açıklama : Fıkıh usulünde hüküm; bir şeyi başka bir şeye — ister olumlu (vacip, mendup) ister olumsuz (haram, mekruh) yönde — nispet etmektir. “Bu eylem haram”, “bu durum mübah” gibi nitelendirmeler hükme örnek teşkil eder. Aklî bir değerlendirme türünü, amel eylemin pratiğini, itikat inanç boyutunu, vadi ise vaatte bulunma veya tehdit etmeyi ifade eder. Hem olumlu hem olumsuz nispeti kapsayan en geniş kavram hükümdür.

11. Aşağıdakilerden hangisi İmam Şâfiî’nin fıkhın füruu ile ilgili mezheb-i cedîd olarak adlandırılan son görüşlerini ihtiva etmektedir?

A) ez-Ziyâdât
B) el-Ümm
C) el-Hücce
D) el-Müdevvene
E) er-Risâle

Cevap : B) el-Ümm

Açıklama : İmam Şâfiî’nin görüşleri iki döneme ayrılır: Irak’taki erken dönem mezheb-i kadim ve Mısır’daki olgunlaşmış mezheb-i cedid. Fıkhın fürûuna ilişkin son ve kesin görüşleri el-Ümm adlı büyük eserde derlenmiştir. ez-Ziyâdât Hanefi geleneğine, el-Hücce Şâfiî’nin erken dönem Irak görüşlerine (mezheb-i kadim), el-Müdevvene Mâliki geleneğine aittir. er-Risâle ise İmam Şâfiî’nin usul-ü fıkıh ilmini kuran eseridir; fürûu değil usulü konu alır.

12. Aşağıdaki yazar-eser eşleştirmelerinden hangisi fukaha metoduna ait eserlerden biri değildir?

A) İbn Hazm — el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm
B) Pezdevî — Kenzü’l-Vüsûl ilâ Ma’rifeti’l-Usul
C) Serahsî — Usûlü’s-Serahsî
D) Cessâs — el-Füsûl fi’l-Usûl
E) Debûsî — Takvîmü’l-Edille

Cevap : A) İbn Hazm — el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm

Açıklama : Fukahâ (Hanefi) metoduna ait eserler; Pezdevî’nin Kenzü’l-Vüsûl’ü, Serahsî’nin Usûlü’s-Serahsî’si, Cessâs’ın el-Füsûl fi’l-Usûl’ü ve Debûsî’nin Takvîmü’l-Edille’sidir; hepsi Hanefi geleneğine aittir. İbn Hazm’ın el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm adlı eseri ise Zâhiriyye mezhebine aittir. İbn Hazm; nassı literal yorumlayan Zâhirî bir fakihtir ve eseri mütekellimûn tarzında ele alınır. Hanefi fukahâ metoduyla özdeşleştirilmez.

13. Aşağıdaki sahabilerden hangisi fetva verme noktasında müksirûndan değildir?

A) Hz. Ömer
B) Abdullah b. Mesud
C) Hz. Ayşe
D) Hz. Ali
E) Hz. Osman

Cevap : E) Hz. Osman

Açıklama : Müksirûn; fetva sayısı bakımından çok sayıda fetva veren sahabilerdir. Hz. Ömer, Abdullah b. Mesud, Hz. Ayşe ve Hz. Ali bu kategoride yer alır; verdikleri fetvaların hacmi çok geniştir. Hz. Osman ise görece az sayıda fetva vermiş olduğundan müksirûn arasında sayılmaz. Bu sınıflandırma; sahabenin ilmî mirasını değerlendirmede kullanılan metodolojik bir araçtır ve fıkıh tarihinin temel bilgilerinden birini oluşturur.

14. Aşağıdaki sahabilerden hangisi fetva verme noktasında mutavassıt/orta seviyede fetva veren sahabi değildir?

A) Zeyd b. Sabit
B) Ebu Musa el-Eş’arî
C) Hz. Ebu Bekir
D) Selman el-Farisi
E) Hz. Osman

Cevap : A) Zeyd b. Sabit

Açıklama : Fetva açısından orta seviyede (mutavassıt) kabul edilen sahabiler arasında Ebu Musa el-Eş’arî, Hz. Ebu Bekir, Selman el-Farisi ve Hz. Osman yer alır. Zeyd b. Sabit ise özellikle miras hukuku alanındaki derin bilgisiyle tanınır ve fetva bakımından müksirûna yaklaşan bir yerde değerlendirilir; mutavassıt sahabe olarak konumlandırılamaz. Bu ayrım; sahabenin ilmî profilini doğru anlamak için önemli bir kategoridir.

15. “Berâet-i zimmet asıldır.” kuralı aşağıdaki delillerden hangisine dayanır?

A) Seddu’z-zerâi
B) İstislâh
C) İstihsân
D) İstishâb
E) Maslahat-ı mürsele

Cevap : D) İstishâb

Açıklama : “Berâet-i zimmet asıldır” kuralı; aksi ispat edilmedikçe kişinin borçsuz ve yükümlülüksüz sayılması gerektiğini ifade eder. Bu kural; geçmişte var olan bir durumun (zimmetteki beraat) değiştiğine dair yeni bir delil ortaya çıkana kadar geçerliliğini koruması anlamında istishâba dayanır. İstishâb; mevcut hükmün veya geçmişte sabit olan durumun yeni bir delil bulunana kadar devam ettiği kabul edilen bir delil türüdür. Seddu’z-zerâi, istislâh, istihsân ve maslahat farklı delil kategorileridir.

16. Devletin yetkili organı tarafından çıkarılan, uyulması zorunlu, genel, sürekli ve soyut kurallar aşağıdakilerden hangisidir?

A) Hukuk
B) Kanun
C) Teşri
D) Anayasa
E) Yönerge

Cevap : B) Kanun

Açıklama : Devletin yetkili organı tarafından çıkarılan, zorunlu, genel, sürekli ve soyut nitelik taşıyan hukuk kuralının adı kanundur. Hukuk; tüm normatif sistemi kapsayan daha geniş bir kavramdır. Teşri hukuk koyma sürecini ve yasama faaliyetini, anayasa devletin temel yapısını düzenleyen üst normu, yönerge ise idari direktifi tanımlar. Zorunluluk, genellik ve süreklilik nitelikleriyle birlikte devletten kaynaklanan hukuk normu kanundur.

17. Necasetlerden temizlenme gibi taharet hükümleri aşağıdaki hangi maslahat kategorisinde yer alır?

A) Tahsîniyyât
B) Tekmîliyyât
C) Ukubat
D) Zarûriyyât
E) Hâciyyât

Cevap : A) Tahsîniyyât

Açıklama : Maslahat teorisinde hükümler üç kategoride incelenir: zarûriyyât (beş temel değeri koruyan zorunlu hükümler), hâciyyât (zorunlu olmayan ama ihtiyaç duyulan kolaylıklar), tahsîniyyât (güzellik, incelik ve ahlaki ideale ulaşmayı hedefleyen hükümler). Taharet hükümleri; can veya nesil gibi temel bir değeri doğrudan değil, dinî ve ahlaki yaşamın güzellik ve temizliğini artıran pratiklerdir. Bu nedenle tahsîniyyât kategorisine girer. Ukubat ceza normlarını kapsar, tekmîliyyât ise bu üçünü destekleyen tamamlayıcı unsurlardır.

18. Kur’an-ı Kerim’de oldukça detaylı bir şekilde açıklanan konu aşağıdakilerden hangisidir?

A) Zekât
B) Oruç
C) Namaz
D) Miras
E) Faiz

Cevap : D) Miras

Açıklama : Kur’an-ı Kerim her konuyu aynı ayrıntıda ele almaz. Miras hukuku; Nisâ suresi başta olmak üzere çeşitli ayetlerde mirasçıların payları, dağılım ilkeleri ve özel durumlarla birlikte son derece ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Namaz, oruç ve zekât da Kur’an’da emredilmekle birlikte ayrıntıları büyük ölçüde sünnetle tamamlanmıştır. Faiz kesin olarak yasaklanmış ama dağılım kuralları verilmemiştir. Kur’anî ayrıntılandırma bakımından miras hukuku öne çıkmaktadır.

19. Osmanlı Devleti’ne olan hukuki bağımlılığı güçlendireceği bahanesiyle Mecelle’yi Mısır’da yürürlüğe koymayan Mısır valisi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Fuad Paşa
B) Said Halim Paşa
C) Âlî Paşa
D) Muhammed Kadri Paşa
E) Hidiv İsmail Paşa

Cevap : E) Hidiv İsmail Paşa

Açıklama : 19. yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan Mecelle; Osmanlı İmparatorluğu’nun kapsamlı hukuki modernleşme projesinin ürünüdür. Osmanlı egemenliğindeki Mısır’a da uygulanması planlanmış; ancak Hidiv İsmail Paşa, bu düzenlemenin Mısır’ın Osmanlı’ya hukuki bağımlılığını pekiştireceği gerekçesiyle Mecelle’yi yürürlüğe koymayı reddetmiştir. Fuad Paşa ve Âlî Paşa Osmanlı sadrazamları, Said Halim Paşa geç dönem bürokratı, Muhammed Kadri Paşa ise Mısır’ın kendi sivil hukuk kodlamasını hazırlayan hukukçusudur.

20. Aşağıdakilerden hangisi “zarûrât-ı hamse/olmazsa olmaz” maslahatlar arasında yer almaz?

A) Nesil (ırz)
B) Can
C) Mal
D) Çevre
E) Akıl

Cevap : D) Çevre

Açıklama : İslam hukukunun maslahat teorisinde “zarûrât-ı hamse” (beş olmazsa olmaz) şunlardır: can, akıl, nesil (ırz/namus), mal ve din. Bu beş temel değerin korunması İslam hukukunun nihai amacını oluşturur. “Çevre” klasik fıkıh geleneğinde zarûrât-ı hamse arasında yer almaz; bu kavram modern ekoloji tartışmalarının ürünü olup geleneksel beşli şema dışındadır. Beş temel değerin bilinmesi; İslam hukuku felsefesinin merkezini kavramak için temel bir gerekliliktir.

@lolonolo_com

Ata Aöf İslami İlimler İlahiyat Ön lisans

Ata Aöf İslami İlimler İlahiyat Ön lisans

Editor

Editör