auzefEdebiyat Sanat Toplumsosyoloji

Edebiyat Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

Edebiyat Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

#1. Sanat için sanat ve toplum için sanat anlatımında kullanılan metafor nedir?

Cevap : C) Pencereden bakmak

“Sanat için sanat” ve “toplum için sanat” anlatımlarında kullanılan metafor “Pencereden bakmak”tır.

Bu metafor, sanatın farklı bir bakış açısı sunarak dünyayı anlamamıza ve algılamamıza yardımcı olduğunu ifade eder. “Sanat için sanat” anlayışında, sanatın kendisi başlı başına bir değer taşır ve sanatçı, yaratırken estetik ve duygusal deneyimleri ön planda tutar. Sanatın temel amacı, estetik haz ve yaratıcılık aracılığıyla sanat eseri oluşturmaktır. Bu anlayış, sanatı özgürleştiren, toplumsal ve politik etkilere bağımlı olmadan sanatçının iç dünyasına ve estetik zevklere odaklanan bir anlayışı ifade eder.

Diğer yandan, “toplum için sanat” anlayışında ise sanat, toplumsal mesajlar ve anlamlar iletmek amacıyla kullanılır. Sanatçı, eserlerini toplumsal konuları ele alarak, sosyal değişimi teşvik ederek veya toplumu bilinçlendirerek kullanır. Bu yaklaşım, sanatın toplumun sorunlarına duyarlılık gösterdiği ve değişimi teşvik eden bir araç olarak değerlendirilmesini sağlar.

“Pencereden bakmak” metaforu, her iki anlayışta da sanatın bir bakıma dünyayı gözlemlemek için bir pencere gibi işlev gördüğünü ve farklı perspektiflerden dünyayı algılayabilmemize yardımcı olduğunu ifade eder.

#2. Hausere göre Fransız İhtilalinde tüm kötülüklerin sebebi olduğunu düşünen yazar kimdir?

Cevap : D) Balzac

#3. Edebiyat sosyolojsi hangi yazarla başlar?

Cevap : D) Şazi Kösemihal

#4. Kızıl kara ve Parma Manastırı eserlerinin yazarı kimdir?

Cevap : E) Stendhal

Kızıl ve Kara (Le Rouge et le Noir) ile Parma Manastırı (La Chartreuse de Parme) eserlerinin yazarı Fransız yazar Marie-Henri Beyle’nin (1783-1842) takma adı olan Stendhal’dir.

Stendhal, 19. yüzyıl Fransız edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Kızıl ve Kara, edebiyat tarihinde psikolojik analizlere ağırlık veren önemli romanlardan biri olarak kabul edilir. Roman, Julien Sorel adlı fakir bir genç adamın yükselmek için toplumda iki farklı yol olan ruhaniyet (kilise) ve silahşörlük (askeri) arasında seçim yapma sürecini ve bu süreçte yaşadığı iç çatışmaları ele alır.

Parma Manastırı ise, İtalya’da geçen ve aşk, politika ve toplum hayatını işleyen bir romandır. Stendhal’in üslubu, psikolojik detayları ve sosyal analizleriyle dikkat çekici bir eserdir.

Stendhal, edebiyat dünyasına katkılarıyla tanınan bir yazardır ve özellikle gerçekçilik akımının önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir.

#5. Edebiyat sosyoljisini başlatan yazarımız kimdir?

Cevap : A) Şazi Kösemihal

#6. Roman okurken kafamızda neler olur sorusuna Orhan Pamuk hangisini ile cevap vermez?

Cevap : E) Romanlar bir çok şeyin merkezidir.O merkezi gözlemlemeye çaışırız.

Orhan Pamuk, “Roman okurken kafamızda neler olur?” sorusuna, romanların birçok şeyin merkezi olduğunu ve okuyucuların bu merkezi gözlemlemeye çalıştığını ifade etmez. Diğer seçeneklerdeki cevaplarda ise roman okurken kafamızda neler olacağına dair çeşitli açıklamalara yer verilmiştir.

Roman okurken kafamızda neler olur sorusuna Orhan Pamuk’un verebileceği cevaplar şunlar olabilir:

A) Romanın kafamızdaki gerçekle ilgisini kurarız: Romanları okurken olaylar, karakterler ve mekanlar üzerinde düşünerek gerçeklikle bağlantılar kurarız.

B) Kelimeleri kafamızda resimlere çeviririz: Yazarın kullanmış olduğu dil ve kelimeleri zihnimizde canlandırarak imgeler ve sahneler oluştururuz.

C) Genel manzaraları izler hikayeyi takip ederiz: Romanın akışını takip ederken olayların geçtiği mekanları ve genel manzarayı zihnimizde canlandırırız.

D) Yazarın anlattıklarını yaşıp yaşamadığını merak ederiz: Romanın yazarı hakkında, yaratılan dünyanın gerçek bir yaşantıdan mı yoksa tamamen hayal ürünü mü olduğunu düşünerek yazarın deneyimleri hakkında merak duyarız.

Ancak, verilen seçenekler arasında E seçeneği olan “Romanlar birçok şeyin merkezidir. O merkezi gözlemlemeye çalışırız.” ifadesi, Orhan Pamuk’un sözleri arasında yer almaz ve verilen diğer cevaplardan farklıdır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.

#7. İngilterede XVIII yy. da sanat ve kültürel hayat ile ilgili toplumsal değişmelerden değildir?

Cevap : D) Soyluların sanatçıları korumaları sona ermiştir.

İngiltere’de XVIII. yüzyılda sanat ve kültürel hayatla ilgili toplumsal değişmeler arasında “Soyluların sanatçıları korumaları sona ermiştir” ifadesi yer almaz.

XVIII. yüzyılda İngiltere’de meydana gelen toplumsal değişmeler şunlardır:

A) Yeni okuyucu kitlesi, orta sınıfın zenginleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır: Sanayi Devrimi ve ticaretteki artışla birlikte orta sınıfın zenginleşmesi, okuryazarlık oranlarının yükselmesine ve yeni bir okuyucu kitlesinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

B) Yeni okuyucu kitlesi ortaya çıkmıştır: Orta sınıfın zenginleşmesiyle birlikte okuryazarlık oranlarının artması, yeni bir okuyucu kitlesinin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

C) Soyluların kültürel güçleri azalmıştır: Sanayi Devrimi ve ticari gelişmeler, ekonomik gücün ve kültürel etkinliğin soylulardan orta sınıfa kaymasına neden olmuştur.

E) Orta sınıf, entelektüel olarak öne çıkmıştır: Orta sınıfın zenginleşmesi ve yeni okuyucu kitlesinin ortaya çıkmasıyla birlikte orta sınıf, kültürel ve entelektüel alanda daha etkili bir konuma gelmiştir.

Ancak, D seçeneği olan “Soyluların sanatçıları korumaları sona ermiştir” ifadesi, verilen dönemde meydana gelen toplumsal değişmeler arasında yer almaz. Aslında soyluların sanatçıları korumaları, XVIII. yüzyılda da devam etmiştir. Soylular hala sanat ve kültürün destekçisi ve koruyucusu olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

#8. Charles Dickens eserlerinde değildir?

Cevap : D) Germinal

Charles Dickens eserlerinden “Germinal” adlı eseri içermez.

Charles Dickens, 19. yüzyılın önemli İngiliz yazarlarından biridir ve edebiyat dünyasında unutulmaz eserlere imza atmıştır. Onun popüler romanları arasında “Oliver Twist,” “David Copperfield,” “Büyük Umulard” ve “Zor Zamanlar” yer alır. Bu eserler, toplumsal konuları, karakter çeşitliliğini ve duygusal derinliği ile tanınır.

Ancak, “Germinal,” Émile Zola’nın yazdığı ve Fransız edebiyatında önemli bir yere sahip olan bir romandır. “Germinal,” maden işçileri arasındaki çalışma koşullarını, yoksulluğu ve sınıfsal çatışmaları konu alarak endüstriyalizmin ve sosyal adaletsizliğin eleştirisi olarak bilinir. Charles Dickens’in eserleriyle benzer dönemsel ve toplumsal temalara sahip olsa da, “Germinal,” onun eserlerinden biri değildir ve Émile Zola’nın imzasını taşır.

#9. Robinson Crusoe ile ilgili hangisi doğrudur?

Cevap : B) Sömürgeciliği anlatır.

Robinson Crusoe, İngiliz yazar Daniel Defoe tarafından yazılmış olan ünlü bir romanıdır. Bu roman, B) Sömürgeciliği anlatır.

Robinson Crusoe, asıl adı Robinson Kreutznaer olan bir İngiliz denizci ve tüccarın hikayesini anlatır. Robinson, ıssız bir adada mahsur kalır ve burada yalnız başına hayatta kalmaya çalışırken çeşitli zorluklarla karşılaşır. Roman, sömürgeciliğin etkilerini ve döneminin coğrafi keşiflerinin sonuçlarını da yansıtır. Ayrıca, insanın doğayla mücadelesi ve hayatta kalma çabası gibi evrensel temaları ele alır. Bu yönüyle Robinson Crusoe, sömürgeciliğin ve keşiflerin etkilerini ele alan önemli bir eser olarak kabul edilir.

#10. Hauser'in Balzac ile ilgili görüşlerinden değildir?

Cevap : E) Karekterlerinin psikolojik analizlerini yapar.

Hauser’in Balzac ile ilgili görüşleri arasında, karakterlerinin psikolojik analizlerini yapması yer almaz. Hauser, Balzac’ı bir portreci ve toplumun temsilcisi olarak görür, karakterlerinin çeşitliliğini ve toplumla bireyin ilişkisini savunan bir anlayışın temsilcisi olarak nitelendirir. Ancak, psikolojik analizlerle ilgili bir vurgu yapmaz.

Balzac, gerçekçilik akımının önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir ve eserlerinde toplumsal, politik ve psikolojik açılardan derinlemesine karakterler oluşturur. Ancak, Hauser’in Balzac ile ilgili görüşlerinde psikolojik analizlere özel bir vurgu olmadığı için verilen cevap doğrudur.

#11. Don Quijote romanını hangisi tanımlar?

Cevap : B) İlk roman olarak kabul edilir.

“Don Quijote,” İspanyol yazar Miguel de Cervantes tarafından 1605 ve 1615 yıllarında iki cilt halinde yayımlanmış olan bir romandır. Roman, modern roman türünün öncüsü olarak kabul edilir ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biridir.

Don Quijote, kitabın ana karakteri olan eski bir soylunun hayal gücüne kapılıp şövalyelik idealiyle donanarak, gerçek dünyada kahramanlık maceralarına atılmasını anlatır. Don Quijote’nin yanında sadık hizmetkarı Sancho Panza da onunla birlikte fantastik maceralara katılır.

Bu roman, çağının edebi normlarına karşı çıkan, hiciv dolu bir anlatımla kaleme alınmıştır. Döneminin soylu ve şövalye romansları geleneğini alaya alırken, aynı zamanda insan doğasındaki gerçeklik ve hayal arasındaki çatışmaları ele alır. Bu nedenle, “Don Quijote,” modern romanın temellerinin atıldığı ve romanın edebiyat dünyasında önemli bir dönüm noktası olduğu için “ilk roman” olarak kabul edilir.

#12. Berna Moran hangi romancımızın, tulumbacılar, mahalle karıları, dadılar, paşa babalar, kalem efendileri, züppeler gibi toplumdan manzaraları /istanbulu büyük bir canlılık ve ve sıcaklılık aktarmasını romana katkı olarak görür?

Cevap : C) Hüseyin Rahmi Gürpınar

Berna Moran, tulumbacılar, mahalle karıları, dadılar, paşa babalar, kalem efendileri, züppeler gibi toplumdan manzaraları, İstanbul’u büyük bir canlılık ve sıcaklıkla romana aktaran romancımızın Hüseyin Rahmi Gürpınar olduğunu görür.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Osmanlı dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi edebiyatında önemli bir yazar olarak tanınır. Romanları ve hikayeleriyle döneminin sosyal hayatını, insanlarını ve çeşitli kesimlerini canlı bir şekilde yansıtmıştır. Gürpınar’ın eserlerinde özellikle İstanbul ve çevresindeki toplumsal tabakaların yaşam biçimleri, ilişkileri ve günlük hayatları büyük bir gerçekçilik ve samimiyetle anlatılır.

Romanlarındaki karakterler, sokakları, semtleri ve çeşitli mekanlarıyla İstanbul’u canlı bir şekilde resmeder. Gürpınar, toplumsal kesitleri mizahi ve ironik bir dille ele alarak döneminin sosyal ve kültürel çeşitliliğini romanlarında yansıtmıştır. Bu yönüyle Berna Moran, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın İstanbul manzaralarını canlılık ve sıcaklıkla romana aktarmasını romana katkı olarak değerlendirir.

#13. Ütopya için hangisi söylenemez?

Cevap : E) XIX yy. edebiyat örneklerindendir.

E) XIX. yy. edebiyat örneklerinden Ütopya, yani ütopya anlatıları, 15. ve 16. yüzyıllarda başlayan bir edebi türdür ve XIX. yüzyıl edebiyatında yer almaz. Ütopya terimi, “Hiçbir yer” anlamına gelir ve bu türde anlatılan ideal toplumlar veya düşsel cumhuriyetler genellikle hayali adalarda yer alır. Bu tarz eserlerde yazarlar, toplumsal sorunları ele alır ve ideal bir toplum düzeninin nasıl olabileceğini hayal ederler.

Ütopya türü, başlangıcını Thomas More’un 1516 yılında yazdığı “Ütopya” adlı eserinden alır ve daha sonraki dönemlerde farklı yazarlar tarafından da geliştirilerek kullanılmıştır. Ancak, XIX. yüzyıl edebiyatında bu türde önemli örnekler bulunmaz. Bu nedenle verilen cevap doğrudur.

#14. Orhan Pamuk 19.yy romanı ile şimdiki romanı karşılaştırırken neye işaret etmez?

Cevap : C) Şimdiki yazarlar 19 yy. yazarları gibi dünyanın merkezine dikey yolculuk yaparlar.

Orhan Pamuk, edebiyat ve romanlar üzerine düşüncelerini dile getirdiği birçok makale ve söyleşide 19. yy. romanlarını şimdiki romanlarla karşılaştırmıştır. Eserlerindeki bu analizlerde bazı farklılıkları vurgulamıştır. Bu nedenle, Orhan Pamuk’un 19. yy. romanı ile şimdiki romanı karşılaştırırken işaret etmediği şey, şimdiki yazarların 19. yy. yazarları gibi dünyanın merkezine dikey yolculuk yapmalarıdır.

Orhan Pamuk, 19. yy. romanlarının kahramanlarının dünyanın merkezine dikey yolculuklar yaparak kendi iç dünyalarını, ruh hallerini ve düşüncelerini derinlemesine incelemeye yöneldiğini ifade eder. Bu tür romanlarda kahramanların iç dünyalarına odaklanma ve psikolojik tahliller önemli bir yer tutar. Ancak şimdiki romanlarda bu tür dikey yolculuklar ve psikolojik analizler yerine daha çok yatay bir yolculuk yapıldığını ve daha çok dış dünyayı, toplumu ve zamanı yansıtan romanlara yönelindiğini belirtir.

Cevapta da ifade edildiği gibi Orhan Pamuk, şimdiki yazarların 19. yy. yazarları gibi dünyanın merkezine dikey yolculuk yapmadıklarını ifade etmektedir. Onun görüşüne göre şimdiki romanlar daha çok dış dünyayı yansıtan ve yatay bir yolculuğu tercih eden yapıya sahiptir.

#15. Swiftin Gülliverin Gezileri eseri ile ilgilidir?

Cevap : C) İngilteredeki siyasi kavga ve toplumsal çürümeleri dile getirir.

Jonathan Swift’in “Gulliver’s Travels” yani “Gülliver’in Gezileri” eseri, C) İngiltere’deki siyasi kavga ve toplumsal çürümeleri dile getirir.

“Gülliver’in Gezileri,” 18. yüzyıl İrlandalı yazar Jonathan Swift tarafından yazılmış bir hiciv ve macera romanıdır. Kitap, Gulliver adlı bir gemi doktorunun dört farklı hayali yolculuğunu anlatır. Bu yolculuklarda Gulliver, çeşitli tuhaf ve fantastik toplumlara ve ülkelere rastlar.

Roman, yazarının dönemindeki İngiltere’deki siyasi, toplumsal ve kültürel durumları eleştiren derin bir hicivdir. Kitap, gerçek olayları ve kişileri birçok hayali ve abartılı unsurla harmanlayarak çağının siyasi liderlerini, aristokratlarını ve toplumdaki çürümeyi hicveder. Gulliver’ın karşılaştığı farklı toplumlar, aslında İngiltere’deki durumları ve eksiklikleri eleştiren bir alegorik anlam taşır.

“Gülliver’in Gezileri,” hiciv türünün önemli örneklerinden biri olarak edebiyat tarihinde öne çıkar ve yazarının toplumsal eleştirileriyle bilinir.

#16. Edebiyat Sosyoljsinde eserin ortaya çıktığı bağlamla, ilgilenen teori hangisidir?

Cevap : E) Sembolik etkileşimcilik

Edebiyat Sosyolojisi, edebi eserin ortaya çıktığı bağlamla ilgilenen teori arasında E) Sembolik etkileşimcilik önemli bir rol oynamaktadır.

Sembolik etkileşimcilik, sosyolojide önemli bir teori olarak kabul edilir ve sosyal etkileşimlerin anlam ve semboller üzerinden incelemesine odaklanır. Bu teori, bireylerin sosyal dünyayı algılama, anlamlandırma ve etkileşim kurma biçimlerini anlamak için sembolleri, dil ve iletişimi merkezine alır.

Edebiyat Sosyolojisi bağlamında, edebi eserler de semboller ve dil kullanımı aracılığıyla bireylerin sosyal dünyayı anlamlandırma biçimlerini yansıtır. Edebiyatın, toplumun değerleri, inançları, normları ve kültürel dokusuyla etkileşime girerek şekillendiği düşünülür. Sembolik etkileşimcilik, bu etkileşimleri anlamak ve çözümlemek için önemli bir teoridir.

Edebiyat Sosyolojisi, edebi eserlerin yaratılma süreçlerinde yazarın toplumsal bağlamı, deneyimleri ve etkileşimleri ile eserlerin içinde yansıttığı sosyal gerçeklikleri anlamlandırmayı amaçlar. Sembolik etkileşimcilik, bu bağlamda edebi eserlerin toplumsal ilişkileri, değerleri, sembolleri ve dil kullanımını inceler ve edebiyatın sosyal hayatla etkileşimini anlamak için önemli bir araç sağlar.

#17. Batılılaşmanın parçası olarak ortaya çıkan eski-yeni gerilimin örnekleri en çok hangi kurumda görülür?

Cevap : B) Aile/evlilik kurumunda

Batılılaşma süreci, Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyıldan itibaren modernleşme çabalarıyla başlayan ve Batı ülkelerine benzer sosyal, ekonomik ve politik yapıları benimsemeye yönelik bir dönemdir. Bu süreçte, geleneksel Osmanlı yapısından farklı olarak, Batı’dan etkilenerek yeni düzenlemeler ve kurumlar oluşturulmaya çalışılmıştır.

Eski-yeni gerilimi, bu modernleşme sürecinde geleneksel değerler ve kurumlar ile Batı’dan alınan yeni değerler ve kurumlar arasındaki çatışmayı ifade eder. Bu gerilim, toplumda değişimin ve dönüşümün yaşandığı birçok alanda görülür, ancak özellikle aile ve evlilik kurumunda belirgin bir şekilde ortaya çıkar.

Geleneksel Osmanlı toplumunda aile ve evlilik kurumları, sıkı toplumsal normlara dayalı olarak düzenlenmişti. Ancak Batı’dan alınan modernleşme etkileriyle birlikte aile ve evlilik kurumlarında da değişimler yaşandı. Batı’nın aile yapısında önemli bir rol oynayan bireysellik, eşitlik ve romantizm gibi kavramlar, geleneksel Osmanlı toplumundaki aile anlayışıyla çatıştı.

Batılılaşma süreciyle birlikte kadınların eğitim ve iş hayatında daha aktif rol almaya başlaması, evliliklerin daha çok duygusal temellere dayanması, kadınların evlilikte daha fazla söz sahibi olmaya çalışması gibi değişimler aile ve evlilik kurumunda yaşanan eski-yeni gerilimin örneklerindendir. Bu tür değişiklikler geleneksel toplumsal normlarla çatıştığından bazı çevrelerde gerilimlere neden olmuştur.

#18. Tanpınar'a göre hayal gücüne sahip, ilk romancı kimdir?

Cevap : C) Halid Ziya Uşaklıgil

#19. Gökalp'in Halka doğru tezi görüşlerini yansıtan eser hangisidir?

Cevap : A) Çalıkuşu

Ziya Gökalp’in “Halka doğru tezi” görüşlerini yansıtan eser, Reşat Nuri Güntekin tarafından yazılmış olan “Çalıkuşu” romanıdır.

“Çalıkuşu,” Türk edebiyatının önemli eserlerinden biridir ve 1922 yılında yayımlanmıştır. Roman, Türkiye’de modernleşme sürecinin yaşandığı dönemde, Batı ile Doğu kültürleri arasındaki çatışmaları ve toplumun modernleşme yolundaki çabalarını konu alır.

Ziya Gökalp, Türk modernleşmesinin öncü düşünürlerinden biri olarak “Halka doğru tezi” adını verdiği teoriyi ortaya atmıştır. Bu tez, Türk milletinin halk kültüründen ulusal kültüre doğru evrilmesini savunur. Gökalp, toplumun Batı’dan alınacak uygarlık değerleriyle modernleşeceğini, ancak bu değerlerin Türk halk kültürüne uygun bir biçimde sentezlenmesi gerektiğini düşünür.

Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanında da bu modernleşme süreci ele alınır. Romanın ana karakteri Feride, doğduğu Anadolu köyünden İstanbul’a giderek modern eğitim alır ve öğretmen olur. Ancak, modern eğitimin ve Batı kültürünün etkisiyle toplumun geleneksel değerleri ve yaşam tarzı arasında zorlu bir denge kurmaya çalışır. Roman, Feride’nin modernleşme çabalarını, çevresiyle yaşadığı çatışmaları ve halk kültüründen ulusal kültüre doğru evrilen süreci anlatır.

Bu nedenle, “Çalıkuşu” romanı Ziya Gökalp’in “Halka doğru tezi” görüşlerini yansıtan bir eser olarak değerlendirilir.

#20. Naturaizme karşı çıkanların görüşlerinden biri değildir?

Cevap : E) Yazarları eserleri edebi açıdan zayıftır.

“Naturailzme karşı çıkanların görüşlerinden biri değildir” ifadesi, edebi açıdan zayıf olmalarıyla ilgili değildir. Zaten Naturalizm, edebiyatta gerçekçiliğe dayalı bir akımdır ve eserlerinde güçlü bir gerçekçilik vardır.

Diğer seçeneklerde ise Naturailzme karşı çıkanların eleştirdikleri konular vardır:

A) Ahlakçılıktan yoksun olması: Naturailzmin, bazen ahlaki değerlerin göz ardı edilmesi ve sert, acımasız bir gerçeklik sunma eğilimine karşı eleştiriler alır.

B) Çirkin, kaba saba, küfürlü vb. unsurların bulunması: Naturailzm, doğayı olduğu gibi yansıtmaya çalışırken toplumun çirkin, kaba saba ve bazen rahatsız edici yönlerini de eserlerinde yansıtabilir ve bu yönüyle eleştirilebilir.

C) Gerçeğe körü körüne öykünme: Eleştirmenler, Naturalizm’in gerçekçi olmaktan ziyade gerçeğe körü körüne öykündüğünü ve tüm eserlerde benzer bir gerçeklik algısı oluşturmaya çalıştığını savunabilirler.

D) Siyasi ve toplumsal eleştiri yapması: Naturailzm, toplumun eleştirisi ve çürümüş yönlerini yansıtan bir tarzda eserler sunar ve bu da bazı eleştirmenler tarafından eleştirilebilir.

Sonuç olarak, “Naturailzme karşı çıkanların görüşlerinden biri değildir” ifadesi, eserleri edebi açıdan zayıf olduğuyla ilgili değildir, bu nedenle verilen cevap doğrudur.

TESTi BiTiR, PUANINI GÖR

SONUÇ

-
Share your score!
Tweet your score!
Share to other

HD Quiz powered by harmonic design

Edebiyat Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

Edebiyat, Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

1. Orhan Pamuk 19.yy romanı ile şimdiki romanı karşılaştırırken neye işaret etmez?

A) Şimdiki romanlarsa Kahramanlar dünyanın merkezine dikey yolculuk yapmazlar.
B) Şimdiki yazarların roman yazımı için ellerinde parçacılar vardır.
C) Şimdiki yazarlar 19 yy. yazarları gibi dünyanın merkezine dikey yolculuk yaparlar.
D) Fotoğraf,sinema ve televizyonun yaygınlşmasıyla,kahramanların yüzleri tasvir edilmemektedir.
E) 19.yy. romanında okuyucu kahramanlarla birlikte dünyanın anlamı keşetti.

Cevap : C) Şimdiki yazarlar 19 yy. yazarları gibi dünyanın merkezine dikey yolculuk yaparlar.

Orhan Pamuk, edebiyat ve romanlar üzerine düşüncelerini dile getirdiği birçok makale ve söyleşide 19. yy. romanlarını şimdiki romanlarla karşılaştırmıştır. Eserlerindeki bu analizlerde bazı farklılıkları vurgulamıştır. Bu nedenle, Orhan Pamuk’un 19. yy. romanı ile şimdiki romanı karşılaştırırken işaret etmediği şey, şimdiki yazarların 19. yy. yazarları gibi dünyanın merkezine dikey yolculuk yapmalarıdır.

Orhan Pamuk, 19. yy. romanlarının kahramanlarının dünyanın merkezine dikey yolculuklar yaparak kendi iç dünyalarını, ruh hallerini ve düşüncelerini derinlemesine incelemeye yöneldiğini ifade eder. Bu tür romanlarda kahramanların iç dünyalarına odaklanma ve psikolojik tahliller önemli bir yer tutar. Ancak şimdiki romanlarda bu tür dikey yolculuklar ve psikolojik analizler yerine daha çok yatay bir yolculuk yapıldığını ve daha çok dış dünyayı, toplumu ve zamanı yansıtan romanlara yönelindiğini belirtir.

Cevapta da ifade edildiği gibi Orhan Pamuk, şimdiki yazarların 19. yy. yazarları gibi dünyanın merkezine dikey yolculuk yapmadıklarını ifade etmektedir. Onun görüşüne göre şimdiki romanlar daha çok dış dünyayı yansıtan ve yatay bir yolculuğu tercih eden yapıya sahiptir.

2. Berna Moran hangi romancımızın, tulumbacılar, mahalle karıları, dadılar, paşa babalar, kalem efendileri, züppeler gibi toplumdan manzaraları /istanbulu büyük bir canlılık ve ve sıcaklılık aktarmasını romana katkı olarak görür?

A) Reşat Nuri Güntekin
B) Yakup Kadri Karaosmanoğlu
C) Hüseyin Rahmi Gürpınar
D) Halide Edip Adıvar
E) R.Mahmut Ekrem

Cevap : C) Hüseyin Rahmi Gürpınar

Berna Moran, tulumbacılar, mahalle karıları, dadılar, paşa babalar, kalem efendileri, züppeler gibi toplumdan manzaraları, İstanbul’u büyük bir canlılık ve sıcaklıkla romana aktaran romancımızın Hüseyin Rahmi Gürpınar olduğunu görür.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Osmanlı dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi edebiyatında önemli bir yazar olarak tanınır. Romanları ve hikayeleriyle döneminin sosyal hayatını, insanlarını ve çeşitli kesimlerini canlı bir şekilde yansıtmıştır. Gürpınar’ın eserlerinde özellikle İstanbul ve çevresindeki toplumsal tabakaların yaşam biçimleri, ilişkileri ve günlük hayatları büyük bir gerçekçilik ve samimiyetle anlatılır.

Romanlarındaki karakterler, sokakları, semtleri ve çeşitli mekanlarıyla İstanbul’u canlı bir şekilde resmeder. Gürpınar, toplumsal kesitleri mizahi ve ironik bir dille ele alarak döneminin sosyal ve kültürel çeşitliliğini romanlarında yansıtmıştır. Bu yönüyle Berna Moran, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın İstanbul manzaralarını canlılık ve sıcaklıkla romana aktarmasını romana katkı olarak değerlendirir.

3. Hausere göre Fransız İhtilalinde tüm kötülüklerin sebebi olduğunu düşünen yazar kimdir?

A) Zola
B) Hugo
C) Flaubert
D) Balzac
E) Stendhal

Cevap : D) Balzac

4. Tanpınar’a göre hayal gücüne sahip, ilk romancı kimdir?

A) Y.Kadri Karaosmanoğlu
B) H.Edip Adıvar
C) Halid Ziya Uşaklıgil
D) H.Rahmi Gürpınar
E) Reşat Nuri Güntekin

Cevap : C) Halid Ziya Uşaklıgil

5. Batılılaşmanın parçası olarak ortaya çıkan eski-yeni gerilimin örnekleri en çok hangi kurumda görülür?

A) Dini kurumlarda
B) Aile/evlilik kurumunda
C) Eğitim kurumlarında
D) Komşuluk ilişkilerinde
E) Siyaset kurumlarında

Cevap : B) Aile/evlilik kurumunda

Batılılaşma süreci, Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyıldan itibaren modernleşme çabalarıyla başlayan ve Batı ülkelerine benzer sosyal, ekonomik ve politik yapıları benimsemeye yönelik bir dönemdir. Bu süreçte, geleneksel Osmanlı yapısından farklı olarak, Batı’dan etkilenerek yeni düzenlemeler ve kurumlar oluşturulmaya çalışılmıştır.

Eski-yeni gerilimi, bu modernleşme sürecinde geleneksel değerler ve kurumlar ile Batı’dan alınan yeni değerler ve kurumlar arasındaki çatışmayı ifade eder. Bu gerilim, toplumda değişimin ve dönüşümün yaşandığı birçok alanda görülür, ancak özellikle aile ve evlilik kurumunda belirgin bir şekilde ortaya çıkar.

Geleneksel Osmanlı toplumunda aile ve evlilik kurumları, sıkı toplumsal normlara dayalı olarak düzenlenmişti. Ancak Batı’dan alınan modernleşme etkileriyle birlikte aile ve evlilik kurumlarında da değişimler yaşandı. Batı’nın aile yapısında önemli bir rol oynayan bireysellik, eşitlik ve romantizm gibi kavramlar, geleneksel Osmanlı toplumundaki aile anlayışıyla çatıştı.

Batılılaşma süreciyle birlikte kadınların eğitim ve iş hayatında daha aktif rol almaya başlaması, evliliklerin daha çok duygusal temellere dayanması, kadınların evlilikte daha fazla söz sahibi olmaya çalışması gibi değişimler aile ve evlilik kurumunda yaşanan eski-yeni gerilimin örneklerindendir. Bu tür değişiklikler geleneksel toplumsal normlarla çatıştığından bazı çevrelerde gerilimlere neden olmuştur.

6. İngilterede XVIII yy. da sanat ve kültürel hayat ile ilgili toplumsal değişmelerden değildir?

A) Yeni okuyucu kitle ,orta sınıfın zenginleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
B) Yeni okuyucu kitle ortaya çıkmıştır.
C) Soyluların kültürel güçleri azalmıştır.
D) Soyluların sanatçıları korumaları sona ermiştir.
E) Orta sınıf,entellektüel olarak öne çıkmıştır.

Cevap : D) Soyluların sanatçıları korumaları sona ermiştir.

İngiltere’de XVIII. yüzyılda sanat ve kültürel hayatla ilgili toplumsal değişmeler arasında “Soyluların sanatçıları korumaları sona ermiştir” ifadesi yer almaz.

XVIII. yüzyılda İngiltere’de meydana gelen toplumsal değişmeler şunlardır:

A) Yeni okuyucu kitlesi, orta sınıfın zenginleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır: Sanayi Devrimi ve ticaretteki artışla birlikte orta sınıfın zenginleşmesi, okuryazarlık oranlarının yükselmesine ve yeni bir okuyucu kitlesinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

B) Yeni okuyucu kitlesi ortaya çıkmıştır: Orta sınıfın zenginleşmesiyle birlikte okuryazarlık oranlarının artması, yeni bir okuyucu kitlesinin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

C) Soyluların kültürel güçleri azalmıştır: Sanayi Devrimi ve ticari gelişmeler, ekonomik gücün ve kültürel etkinliğin soylulardan orta sınıfa kaymasına neden olmuştur.

E) Orta sınıf, entelektüel olarak öne çıkmıştır: Orta sınıfın zenginleşmesi ve yeni okuyucu kitlesinin ortaya çıkmasıyla birlikte orta sınıf, kültürel ve entelektüel alanda daha etkili bir konuma gelmiştir.

Ancak, D seçeneği olan “Soyluların sanatçıları korumaları sona ermiştir” ifadesi, verilen dönemde meydana gelen toplumsal değişmeler arasında yer almaz. Aslında soyluların sanatçıları korumaları, XVIII. yüzyılda da devam etmiştir. Soylular hala sanat ve kültürün destekçisi ve koruyucusu olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

7. Don Quijote romanını hangisi tanımlar?

A) XIX yy da yazılmıştır.
B) İlk roman olarak kabul edilir.
C) Karekterleri Kapitazlimin çelişkilerini yansıtır.
D) Toplumsal romanın gelişiminde önemlidir.
E) Giovanni Baccacio nun eseridir.

Cevap : B) İlk roman olarak kabul edilir.

“Don Quijote,” İspanyol yazar Miguel de Cervantes tarafından 1605 ve 1615 yıllarında iki cilt halinde yayımlanmış olan bir romandır. Roman, modern roman türünün öncüsü olarak kabul edilir ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biridir.

Don Quijote, kitabın ana karakteri olan eski bir soylunun hayal gücüne kapılıp şövalyelik idealiyle donanarak, gerçek dünyada kahramanlık maceralarına atılmasını anlatır. Don Quijote’nin yanında sadık hizmetkarı Sancho Panza da onunla birlikte fantastik maceralara katılır.

Bu roman, çağının edebi normlarına karşı çıkan, hiciv dolu bir anlatımla kaleme alınmıştır. Döneminin soylu ve şövalye romansları geleneğini alaya alırken, aynı zamanda insan doğasındaki gerçeklik ve hayal arasındaki çatışmaları ele alır. Bu nedenle, “Don Quijote,” modern romanın temellerinin atıldığı ve romanın edebiyat dünyasında önemli bir dönüm noktası olduğu için “ilk roman” olarak kabul edilir.

8. Naturaizme karşı çıkanların görüşlerinden biri değildir?

A) Ahlakçılıktan yoksundur.
B) Çirkin,kaba saba küfür vb vardıır.
C) Gerçeğe körü körüne öykünür.
D) Siyasi ve toplumsal eleştir yapar.
E) Yazarları eserleri edebi açıdan zayıftır.

Cevap : E) Yazarları eserleri edebi açıdan zayıftır.

“Naturailzme karşı çıkanların görüşlerinden biri değildir” ifadesi, edebi açıdan zayıf olmalarıyla ilgili değildir. Zaten Naturalizm, edebiyatta gerçekçiliğe dayalı bir akımdır ve eserlerinde güçlü bir gerçekçilik vardır.

Diğer seçeneklerde ise Naturailzme karşı çıkanların eleştirdikleri konular vardır:

A) Ahlakçılıktan yoksun olması: Naturailzmin, bazen ahlaki değerlerin göz ardı edilmesi ve sert, acımasız bir gerçeklik sunma eğilimine karşı eleştiriler alır.

B) Çirkin, kaba saba, küfürlü vb. unsurların bulunması: Naturailzm, doğayı olduğu gibi yansıtmaya çalışırken toplumun çirkin, kaba saba ve bazen rahatsız edici yönlerini de eserlerinde yansıtabilir ve bu yönüyle eleştirilebilir.

C) Gerçeğe körü körüne öykünme: Eleştirmenler, Naturalizm’in gerçekçi olmaktan ziyade gerçeğe körü körüne öykündüğünü ve tüm eserlerde benzer bir gerçeklik algısı oluşturmaya çalıştığını savunabilirler.

D) Siyasi ve toplumsal eleştiri yapması: Naturailzm, toplumun eleştirisi ve çürümüş yönlerini yansıtan bir tarzda eserler sunar ve bu da bazı eleştirmenler tarafından eleştirilebilir.

Sonuç olarak, “Naturailzme karşı çıkanların görüşlerinden biri değildir” ifadesi, eserleri edebi açıdan zayıf olduğuyla ilgili değildir, bu nedenle verilen cevap doğrudur.

Edebiyat Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

9. Gökalp’in Halka doğru tezi görüşlerini yansıtan eser hangisidir?

A) Çalıkuşu
B) Devlet ana
C) Araba sevdası
D) Yaprak dökümü
E) Ankara

Cevap : A) Çalıkuşu

Ziya Gökalp’in “Halka doğru tezi” görüşlerini yansıtan eser, Reşat Nuri Güntekin tarafından yazılmış olan “Çalıkuşu” romanıdır.

“Çalıkuşu,” Türk edebiyatının önemli eserlerinden biridir ve 1922 yılında yayımlanmıştır. Roman, Türkiye’de modernleşme sürecinin yaşandığı dönemde, Batı ile Doğu kültürleri arasındaki çatışmaları ve toplumun modernleşme yolundaki çabalarını konu alır.

Ziya Gökalp, Türk modernleşmesinin öncü düşünürlerinden biri olarak “Halka doğru tezi” adını verdiği teoriyi ortaya atmıştır. Bu tez, Türk milletinin halk kültüründen ulusal kültüre doğru evrilmesini savunur. Gökalp, toplumun Batı’dan alınacak uygarlık değerleriyle modernleşeceğini, ancak bu değerlerin Türk halk kültürüne uygun bir biçimde sentezlenmesi gerektiğini düşünür.

Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanında da bu modernleşme süreci ele alınır. Romanın ana karakteri Feride, doğduğu Anadolu köyünden İstanbul’a giderek modern eğitim alır ve öğretmen olur. Ancak, modern eğitimin ve Batı kültürünün etkisiyle toplumun geleneksel değerleri ve yaşam tarzı arasında zorlu bir denge kurmaya çalışır. Roman, Feride’nin modernleşme çabalarını, çevresiyle yaşadığı çatışmaları ve halk kültüründen ulusal kültüre doğru evrilen süreci anlatır.

Bu nedenle, “Çalıkuşu” romanı Ziya Gökalp’in “Halka doğru tezi” görüşlerini yansıtan bir eser olarak değerlendirilir.

10. Hauser’in Balzac ile ilgili görüşlerinden değildir?

A) Portreciliğin en yetkin ismidir.
B) Karekterleri toplumun temsilcisi ve sınıf çatışmasının içindedir.
C) Karekterlerinin çeşitliliği vardır.
D) Bireyin toplumla ilişkisini, savunan anlayşın temsilcisidir.
E) Karekterlerinin psikolojik analizlerini yapar.

Cevap : E) Karekterlerinin psikolojik analizlerini yapar.

Hauser’in Balzac ile ilgili görüşleri arasında, karakterlerinin psikolojik analizlerini yapması yer almaz. Hauser, Balzac’ı bir portreci ve toplumun temsilcisi olarak görür, karakterlerinin çeşitliliğini ve toplumla bireyin ilişkisini savunan bir anlayışın temsilcisi olarak nitelendirir. Ancak, psikolojik analizlerle ilgili bir vurgu yapmaz.

Balzac, gerçekçilik akımının önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir ve eserlerinde toplumsal, politik ve psikolojik açılardan derinlemesine karakterler oluşturur. Ancak, Hauser’in Balzac ile ilgili görüşlerinde psikolojik analizlere özel bir vurgu olmadığı için verilen cevap doğrudur.

11. Sanat için sanat ve toplum için sanat anlatımında kullanılan metafor nedir?

A) Yolda olmak
B) Resim yapma
C) Pencereden bakmak
D) Hayal kurma
E) Kendine gelme

Cevap : C) Pencereden bakmak

“Sanat için sanat” ve “toplum için sanat” anlatımlarında kullanılan metafor “Pencereden bakmak”tır.

Bu metafor, sanatın farklı bir bakış açısı sunarak dünyayı anlamamıza ve algılamamıza yardımcı olduğunu ifade eder. “Sanat için sanat” anlayışında, sanatın kendisi başlı başına bir değer taşır ve sanatçı, yaratırken estetik ve duygusal deneyimleri ön planda tutar. Sanatın temel amacı, estetik haz ve yaratıcılık aracılığıyla sanat eseri oluşturmaktır. Bu anlayış, sanatı özgürleştiren, toplumsal ve politik etkilere bağımlı olmadan sanatçının iç dünyasına ve estetik zevklere odaklanan bir anlayışı ifade eder.

Diğer yandan, “toplum için sanat” anlayışında ise sanat, toplumsal mesajlar ve anlamlar iletmek amacıyla kullanılır. Sanatçı, eserlerini toplumsal konuları ele alarak, sosyal değişimi teşvik ederek veya toplumu bilinçlendirerek kullanır. Bu yaklaşım, sanatın toplumun sorunlarına duyarlılık gösterdiği ve değişimi teşvik eden bir araç olarak değerlendirilmesini sağlar.

“Pencereden bakmak” metaforu, her iki anlayışta da sanatın bir bakıma dünyayı gözlemlemek için bir pencere gibi işlev gördüğünü ve farklı perspektiflerden dünyayı algılayabilmemize yardımcı olduğunu ifade eder.

12. Swiftin Gülliverin Gezileri eseri ile ilgilidir?

A) Pikaronun hikayesini anlatır.
B) Altın çağa duyulan özlemi anlatır.
C) İngilteredeki siyasi kavga ve toplumsal çürümeleri dile getirir.
D) Akılcı düzenle gerçekleşebilecek Düşsel bir ülkeyi anlatır.
E) Batıda yeni olan “şehir” anlatır.

Cevap : C) İngilteredeki siyasi kavga ve toplumsal çürümeleri dile getirir.

Jonathan Swift’in “Gulliver’s Travels” yani “Gülliver’in Gezileri” eseri, C) İngiltere’deki siyasi kavga ve toplumsal çürümeleri dile getirir.

“Gülliver’in Gezileri,” 18. yüzyıl İrlandalı yazar Jonathan Swift tarafından yazılmış bir hiciv ve macera romanıdır. Kitap, Gulliver adlı bir gemi doktorunun dört farklı hayali yolculuğunu anlatır. Bu yolculuklarda Gulliver, çeşitli tuhaf ve fantastik toplumlara ve ülkelere rastlar.

Roman, yazarının dönemindeki İngiltere’deki siyasi, toplumsal ve kültürel durumları eleştiren derin bir hicivdir. Kitap, gerçek olayları ve kişileri birçok hayali ve abartılı unsurla harmanlayarak çağının siyasi liderlerini, aristokratlarını ve toplumdaki çürümeyi hicveder. Gulliver’ın karşılaştığı farklı toplumlar, aslında İngiltere’deki durumları ve eksiklikleri eleştiren bir alegorik anlam taşır.

“Gülliver’in Gezileri,” hiciv türünün önemli örneklerinden biri olarak edebiyat tarihinde öne çıkar ve yazarının toplumsal eleştirileriyle bilinir.

13. Edebiyat sosyolojsi hangi yazarla başlar?

A) Doğan Ergun
B) Baykan Sezer
C) Ziya GÖkalp
D) Şazi Kösemihal
E) Cahit tanyol

Cevap : D) Şazi Kösemihal

14. Kızıl kara ve Parma Manastırı eserlerinin yazarı kimdir?

A) Balzca
B) Dumas
C) Hugo
D) Zola
E) Stendhal

Cevap : E) Stendhal

Kızıl ve Kara (Le Rouge et le Noir) ile Parma Manastırı (La Chartreuse de Parme) eserlerinin yazarı Fransız yazar Marie-Henri Beyle’nin (1783-1842) takma adı olan Stendhal’dir.

Stendhal, 19. yüzyıl Fransız edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Kızıl ve Kara, edebiyat tarihinde psikolojik analizlere ağırlık veren önemli romanlardan biri olarak kabul edilir. Roman, Julien Sorel adlı fakir bir genç adamın yükselmek için toplumda iki farklı yol olan ruhaniyet (kilise) ve silahşörlük (askeri) arasında seçim yapma sürecini ve bu süreçte yaşadığı iç çatışmaları ele alır.

Parma Manastırı ise, İtalya’da geçen ve aşk, politika ve toplum hayatını işleyen bir romandır. Stendhal’in üslubu, psikolojik detayları ve sosyal analizleriyle dikkat çekici bir eserdir.

Stendhal, edebiyat dünyasına katkılarıyla tanınan bir yazardır ve özellikle gerçekçilik akımının önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir.

15. Ütopya için hangisi söylenemez?

A) Avrupa edebiyatında önemli bir türdür.
B) Ütopya,Hiçbir yer anlamnı gelir.
C) Düşsel cumhuriyet adada yer alır.
D) Ütopya,düşsel cumhuriyetin adıdır.
E) XIX yy. edebiyat örneklerindendir.

Cevap : E) XIX yy. edebiyat örneklerindendir.

E) XIX. yy. edebiyat örneklerinden Ütopya, yani ütopya anlatıları, 15. ve 16. yüzyıllarda başlayan bir edebi türdür ve XIX. yüzyıl edebiyatında yer almaz. Ütopya terimi, “Hiçbir yer” anlamına gelir ve bu türde anlatılan ideal toplumlar veya düşsel cumhuriyetler genellikle hayali adalarda yer alır. Bu tarz eserlerde yazarlar, toplumsal sorunları ele alır ve ideal bir toplum düzeninin nasıl olabileceğini hayal ederler.

Ütopya türü, başlangıcını Thomas More’un 1516 yılında yazdığı “Ütopya” adlı eserinden alır ve daha sonraki dönemlerde farklı yazarlar tarafından da geliştirilerek kullanılmıştır. Ancak, XIX. yüzyıl edebiyatında bu türde önemli örnekler bulunmaz. Bu nedenle verilen cevap doğrudur.

Edebiyat Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

16. Robinson Crusoe ile ilgili hangisi doğrudur?

A) Sınıf kavgasını anlatır.
B) Sömürgeciliği anlatır.
C) İdeal toplum düzenini anlatır.
D) Aristokrasinin sorunlarını anlatır.
E) İktidar kavgasını anlatır.

Cevap : B) Sömürgeciliği anlatır.

Robinson Crusoe, İngiliz yazar Daniel Defoe tarafından yazılmış olan ünlü bir romanıdır. Bu roman, B) Sömürgeciliği anlatır.

Robinson Crusoe, asıl adı Robinson Kreutznaer olan bir İngiliz denizci ve tüccarın hikayesini anlatır. Robinson, ıssız bir adada mahsur kalır ve burada yalnız başına hayatta kalmaya çalışırken çeşitli zorluklarla karşılaşır. Roman, sömürgeciliğin etkilerini ve döneminin coğrafi keşiflerinin sonuçlarını da yansıtır. Ayrıca, insanın doğayla mücadelesi ve hayatta kalma çabası gibi evrensel temaları ele alır. Bu yönüyle Robinson Crusoe, sömürgeciliğin ve keşiflerin etkilerini ele alan önemli bir eser olarak kabul edilir.

17. Roman okurken kafamızda neler olur sorusuna Orhan Pamuk hangisini ile cevap vermez?

A) Romanın kafamızdaki gerçekle ilgisini kurarız.
B) Kelimleri kafamızda resimlere çevririz.
C) Genel manzaraları izler hikayeyi takip ederiz.
D) Yazarın anlatıkklarını yaşıp yaşamadığını merak ederiz.
E) Romanlar bir çok şeyin merkezidir.O merkezi gözlemlemeye çaışırız.

Cevap : E) Romanlar bir çok şeyin merkezidir.O merkezi gözlemlemeye çaışırız.

Orhan Pamuk, “Roman okurken kafamızda neler olur?” sorusuna, romanların birçok şeyin merkezi olduğunu ve okuyucuların bu merkezi gözlemlemeye çalıştığını ifade etmez. Diğer seçeneklerdeki cevaplarda ise roman okurken kafamızda neler olacağına dair çeşitli açıklamalara yer verilmiştir.

Roman okurken kafamızda neler olur sorusuna Orhan Pamuk’un verebileceği cevaplar şunlar olabilir:

A) Romanın kafamızdaki gerçekle ilgisini kurarız: Romanları okurken olaylar, karakterler ve mekanlar üzerinde düşünerek gerçeklikle bağlantılar kurarız.

B) Kelimeleri kafamızda resimlere çeviririz: Yazarın kullanmış olduğu dil ve kelimeleri zihnimizde canlandırarak imgeler ve sahneler oluştururuz.

C) Genel manzaraları izler hikayeyi takip ederiz: Romanın akışını takip ederken olayların geçtiği mekanları ve genel manzarayı zihnimizde canlandırırız.

D) Yazarın anlattıklarını yaşıp yaşamadığını merak ederiz: Romanın yazarı hakkında, yaratılan dünyanın gerçek bir yaşantıdan mı yoksa tamamen hayal ürünü mü olduğunu düşünerek yazarın deneyimleri hakkında merak duyarız.

Ancak, verilen seçenekler arasında E seçeneği olan “Romanlar birçok şeyin merkezidir. O merkezi gözlemlemeye çalışırız.” ifadesi, Orhan Pamuk’un sözleri arasında yer almaz ve verilen diğer cevaplardan farklıdır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.

18. Edebiyat sosyoljisini başlatan yazarımız kimdir?

A) Şazi Kösemihal
B) Cahit Tanol
C) Baykan Szeer
D) Ziya Göaklp
E) Kemal Karpat

Cevap : A) Şazi Kösemihal

19. Edebiyat Sosyoljsinde eserin ortaya çıktığı bağlamla, ilgilenen teori hangisidir?

A) Alan teorisi
B) Ağ analizi
C) Edebi kurum
D) Çoklu Sistem
E) Sembolik etkileşimcilik

Cevap : E) Sembolik etkileşimcilik

Edebiyat Sosyolojisi, edebi eserin ortaya çıktığı bağlamla ilgilenen teori arasında E) Sembolik etkileşimcilik önemli bir rol oynamaktadır.

Sembolik etkileşimcilik, sosyolojide önemli bir teori olarak kabul edilir ve sosyal etkileşimlerin anlam ve semboller üzerinden incelemesine odaklanır. Bu teori, bireylerin sosyal dünyayı algılama, anlamlandırma ve etkileşim kurma biçimlerini anlamak için sembolleri, dil ve iletişimi merkezine alır.

Edebiyat Sosyolojisi bağlamında, edebi eserler de semboller ve dil kullanımı aracılığıyla bireylerin sosyal dünyayı anlamlandırma biçimlerini yansıtır. Edebiyatın, toplumun değerleri, inançları, normları ve kültürel dokusuyla etkileşime girerek şekillendiği düşünülür. Sembolik etkileşimcilik, bu etkileşimleri anlamak ve çözümlemek için önemli bir teoridir.

Edebiyat Sosyolojisi, edebi eserlerin yaratılma süreçlerinde yazarın toplumsal bağlamı, deneyimleri ve etkileşimleri ile eserlerin içinde yansıttığı sosyal gerçeklikleri anlamlandırmayı amaçlar. Sembolik etkileşimcilik, bu bağlamda edebi eserlerin toplumsal ilişkileri, değerleri, sembolleri ve dil kullanımını inceler ve edebiyatın sosyal hayatla etkileşimini anlamak için önemli bir araç sağlar.

20. Charles Dickens eserlerinde değildir?

A) Oliver Twist
B) David Copperfield
C) Büyük umutlar
D) Germinal
E) Zor zamanlar.

Cevap : D) Germinal

Charles Dickens eserlerinden “Germinal” adlı eseri içermez.

Charles Dickens, 19. yüzyılın önemli İngiliz yazarlarından biridir ve edebiyat dünyasında unutulmaz eserlere imza atmıştır. Onun popüler romanları arasında “Oliver Twist,” “David Copperfield,” “Büyük Umulard” ve “Zor Zamanlar” yer alır. Bu eserler, toplumsal konuları, karakter çeşitliliğini ve duygusal derinliği ile tanınır.

Ancak, “Germinal,” Émile Zola’nın yazdığı ve Fransız edebiyatında önemli bir yere sahip olan bir romandır. “Germinal,” maden işçileri arasındaki çalışma koşullarını, yoksulluğu ve sınıfsal çatışmaları konu alarak endüstriyalizmin ve sosyal adaletsizliğin eleştirisi olarak bilinir. Charles Dickens’in eserleriyle benzer dönemsel ve toplumsal temalara sahip olsa da, “Germinal,” onun eserlerinden biri değildir ve Émile Zola’nın imzasını taşır.

Edebiyat, Sanat ve Toplum

Edebiyat Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

Auzef Sosyoloji
Telegram Sosyoloji

Edebiyat Sanat ve Toplum 2023 Bütünleme Soruları

Editor

Editör

error: Content is protected !!